<b><font color="black"> TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim ad

<b><font color="black"> TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim ad

.
.

April 7th, 2015, 8:44 am #1












TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

Bilimsel Masallar ve Masaldan Bilime erişen laborantlar
Red. AdminAğu 14th, 2012

Bilimsel masallar ve masaldan bilime erişen laborantlar

Kanseri yenmek, insanı ölümsüzleştirecek çagın kapısını aralıyor mu? Niye öyleyse yatırımlar bu alana yogunlaştırılmıyor?
Internet’te saldırılara ugrayan yazılardan bazılarının başlıkları böyleydi…
Filmi başa alalım…
Isveç’e ilk geldigim yıllar hem büyük bir gazetede çalıştım ve hem de okudum… “Girmedigin fakülte kalmayacak diyordu hemşerilerim”... Hayır; öyle de degil… Örnegin, sevmedigim ve korktugum bir dal olan matematige girdim bir termin, yüksek ingilizce bölümüne gittim geceleri ve iki termin de toplumbilim dersleri aldım, hukuk yanısıra ikinci üçüncü dünyalar oldu bunlar bana profesyonal açıdan. Ögrenimimi sürdürebilmek için hem burs alıp hem de ek olarak ülkenin en büyük gazetesinde saat hesabı çalışırken sabahları bir adam dikkatimi çekerdi; elektrikli arabasıyla gelen bu adam “parasız gazetelerden arttı mı” diye sorardı. Zamanla artık birşye sormaz olmuştu; ben onun yolunu dostça beklerdim, gülümseyerek gazeteleri arabasının arka çantasına yerleştirirdim; giderdi. Zamanla başkentin güneyine taşındım; kendi adıma olan ikinci büromu güneyde açtım ve o, basın’ı çok seven, adını da unuttugum adam hiç taşınmamış, Solna’da kalmış; Internet çıktı, gelişti zamanla ve ben onu bir daha ancak sanal evrende buldum. Dikkat ederseniz adama sakat dememege özen gösteriyorum; yürüyemiyor, evet ama kanser ve insanın ölümsüzlügü konularına yogunlaşmış, ciddi tartışmalar yaratıyor.
Bu da ilginç gelmedi başta, dogrusu, hobby gibi gördüm yaptıklarını... Ama sonra baktım ki farklı birşeylerle ugraşıyor… Zaman zaman hükümetle, ilaç fabrikaları ve silah endüstrisi patronlarıyla yargılıklara sürüyor arabasını. Hepsinde davalı ama hepsinden aklanarak çıkıyor… Şurası kesindir, parantez içinde demiş olayım; savcılar ona gösterdikleri hoşgörüyü hiçbir yurttaşa göstermediler bugüne dek.
Sosyal ve politik konulardaki akıl almaz cüretli saldırgan tavırlarına yüzde yüz katıldıgım söylenemez, ama onu bir konuda telefonla arayıp kutlamamı gerektiren neden; İsveç’in Stephen HAWKING’i olma yolunda kat ettigi aşamadır.
“Ne dedin”, dedi inanamayarak. Kahkahalarla güldü!
“Ilgim yok; böyle bir ikincilige aday da degilim” dedi. Ekledi fakat; “Insan, belki de ölümsüzlügü şimdiye dek bulmuş olacaktı, silah endüstrileri olmasaydı…”
Çok hoşuma gitti! “Bu konudaki analizin için aradım seni”, dedim. “Kanadalı bir bilim adamı doktor laborant, bazı bulgularla çıktı ortaya, onu yorumlayıp çalışmalarında destekliyorum” dedi. Evet, onu da biliyorum ve ikinizi de destekliyorum”, dedim.
Burada türkçe olan bu metinde ne Stig OLSSON’un yazılarını ne de yeni ilaçlar üreten Kanadalı bilim adamının tezlerini/tartışmalarını/bulgularını/ dava dosyalarını aktarmayacagım.

Anladıgımı anlatacagım… Neden etkilendigimi açıklayacagım.. Beni derinden sarsan soruları paylaşmagı deneyecegim.. Sorular soruları üretiyor tıpkı amipler ve medüzler gibi…

Ayrıntılar burada:
http://www.alternative-cancer.net/?hop=mtresearch

Bu da kendi sitesi OLSSON’un:
http://cyberliv.bloggplatsen.se/2012/03 ... yr-sig/~~V

Ve bu arada çok üzüldügüm bir durum var, konuyla uzun zamandır ilgilendigim için film gibi görebiliyorum; film kesiliyor. Nasıl mı; kanser araştırmacısı hekimlerin YouTube ve benzeri film /konferans/ gazete görüşmesi klipleri sabote ediliyor.

Stig OLSSON gibi düşünüyorum; evet, bence de; silah endrüstrileri, daahi beyinleri çalıyorlar, zeki insanları çalıyorlar ve zamanla kendi aletleri yapıyorlar; kendilerine modern köle gibi çalıştırıyorlar. Köle denilince klasik anlamında bedava sömürülen tip’ler geliyor göz önüne, degil artık, yine sömürüyor NWO onu, ama paraya da boguyor adamı, (adamlıktan çıkıyor, orası başka…)… Ne yapıyor o duygudan ve empatiden sıyrılan yaratık; insanı bedenindeki ısısından bulan, pilotsuz avlayan uçaklar yapıyor… Ìblisin yapamadıgını yapıyor, ki bu uçan giyotinleri yapan da insan(!)… Ve bu modern katillik laboratuvarındaki örnegin SAAB + JAS + Bofors fosforlu ölüm bilyeleri saçan sistemlerin tümden mavimsi poşet içindeki üniformasız elemanları kendilerini bir meslek erbabı sanıyor; ne meslegi beyler?!
Eger insanlık, kanlı borsalara kirli piyasalara organ çalan çocuk çalan özel hastanelere ve özellikle silahlanmaga harcama yapacagı yerde hastalıklara karşı laboratuvarları yeterince finanse etseydi, kanser ve benzeri hastalıklar yenilmiş olacaktı. Çiçek aşısı gibi bunun da aşısı kullanılacaktı… Geliyor; yakındır…
“Belki uzun erimli bir hayal gibi, ama herşey hayal etmekle başlar; insan birgün ölümsüz olacak”, diyor.
Ben de inanıyorum.
Ama ne Jesus ne de onu çarmıha gerenler inanmıyordu! O devrin iktidar sorunu!
Kendinden olan insana inanmıyordu ki onlar sana nasıl inansın! Boşver taş devri safsatalarını!
“Evet, ölümsüz insana dogru ilerliyoruz, Merih’e ilerledigimiz gibi; fakaaat önümüz kapanmasa…” diye tamamlıyor Stig OLSSON.
Ama ilkin DÜNYA ANAYASASI konvensiyonu gibi bir “consensus” anlayışına erişmek; sosyal hastalıklardan da arınarak ayaga kalkmak, kinden nefretten bagnazlıktan kutulmak gerek; savaşlardan resmi hırsızlardan kurtulmak gerek; insanın insana karşı savaşı yerine hastalıklara karşı savaş bilincinin gelişmesi gerek. Yoksa beyni gelişmemiş ya da medyatik dumura ugramış bir insanlık, zaten görünmeyen kanserdir; kurtulsa ne kurtulmasa ne!

Ingilizce bilenlerden rica ediyorum: hayvanlar üzerindeki denemelerde (en son kendi üzerinde denedi hekim) üç çeşit ana kanser cinsini kesin kes önleyen (DCA) dikloroasetat testlerini, sonuçlarını, türevlerini ve nerede serbest nerede yasaklı olduklarını, dikkatle izleyiniz; neden önlenmege çalışılıyor, lütfen bunun yanıtını siz bulunuz; öngörmege çalışınız! Çevrenize bakınız; silah patronları ile ilaç patronlarının aynı borsada aynı kagıtlara oynadıklarını görünüz ve yorumunu cesaretle yapınız! Dow Jones marketlerinde en büyük tahvil alıcılarının ve satıcılarının başında Vatikan’ın Saudi siyonistlerinin geldigini artık görünüz; ne yapmışlar da o milyarları kazanmışlar, patates mi ekmişler domates mi üretmişler bu papazlar; yani, her uyanış onlar tarafından da engelleniyorsa elbette öngörebildiginiz gibi bir sadist gerekçesi var…
Her engele, her parazite ve her virüse karşın:
Birileri daha inatla Stig OLSSON gibi, insanlıgın selameti için çalışıyor. Bilgilenmek gerek; evet silah endüstrileri de kanser gibi yok olacaklar birgün, çünkü en güçlü silah bilgidir. Gerçek uygarlık henüz başlamadı daha; ayak sesleri duyuluyor, başlayacak; insan, borsalara yagmalamalara talanlara egemen oldugu oranda degil; insan bilgi’ye egemen olmagı başardıgı oranda uygarlaşacak utkan olacak…

Sana inanıyorum Stig OLSSON; olsun, en güzeli olsun hem de, her ülkede, silahlar sussun; erdem egemen olsun!
#
Araştırmacı Bilim adamları kansere çare gösteriyor, gel gör ki, umursayan kim!!!
31 Mart 2012 - Stig Olsson

Hafta sonları genellikle ben normalde biraz daha mutlu ve daha kolay konsantre olup çalışıyorum. Tedavi çok pahalı olduğuna inanıyor, çünkü benim bir arkadaşım ölmek üzere olduğunu anlamak? !? Yani başımızı Biz kurtarmalıyız, layık olup olmadığına üzerinde bir hesaplama bir fiyat var ... Kendilerini "seçilmiş halk" diyenlere tarafından yapılan bir tahmin! Ne hasta şaka! Ben sağlık, 45 yaşındaki 4-çocuk-baba kurtarmak için elinden geleni gerektiğini söyledi ASLA ASLA ASLA var! Benim için bakım ONUN İÇİN ONLARIN EN ÇOK AŞIRI YAPMAK açıktır!Ancak bu olmaz ... Ernst pozisyonu şu anda korkunç ve onun gibi sevdiği eşi ve çocukları gibi çok acı, ama sonunda yine de ilaç sanayi ve siyaset iğrenç kurban edildi Ernst'in hayat ... SÜRECE gerçekten ŞİMDİ YAPTI! Ben şimdi kendi yasal eşi Philip (pa) tarafından kıçından bir tekme aldı pislik Reinfeldt için örneğin diğerleri için bazı şefkat hissetmek gerekir düşünüyorum ... ama ne zaman ... o sadece bazı yeni meclisteki bütün politikacılar onları satın fahişeler, ve onların sözde normal dünya için her şeyi geri almak ... Yalan, doğru taciz, dolandırıcılık, hırsızlık ve bize karşı korkunç suçlar, insanlarla dolu bir beyni sulandırılmış dünya! Bir sevgili arkadaşım fb muhteşem bir iyi bir belge geçirdi görünce nedenle, ben dün gece çok mutlu oldum ... Ben neredeyse sandalye düştü çok açık olduğunu ve anlaşılabilir bir şey hakkında sadece var! Ben ilaç şirketleri, dünya patent almak ve milyarlarca vb yapamaz fonları kullanmak istemiyorum çünkü belki bu henns koca hayatını kurtarabilecek umuduyla, okuma için Ernst eşi Gisela hemen gönderdi okuduğumda ...Bizim korkunç gerçeğin dönüm noktası olduğunu bu olduğu için ... İlaç endüstrisi daha fazla satmak ve daha fazla kazanmak böylece bizi kendi ürünlerini, sadece bağımlılık ve daha fazla yan etkileri ile sağlıklı olmak istiyorum ASLA ... BAŞKA HİÇBİR ŞEY!Tamam, ne hakkında daha sonra öğrendim? Eh (dichloracetate asit) DCA üzerine okudum ... Tümörler tamamen yok olabilir!? Ve harika bir şey aslında zaten vücudumuzun madde var, ancak onların doğal bir şekilde çalışmak için izin verilmemektedir ve kanser bir korkunç, acı verici ve ölümcül bir hastalık haline gelmiştir nedeni budur!Hatta satın alabilirsiniz ve bu nasıl şişesi çıktı:

Ve burada bir YAŞAM kurtarabilecek ilaç satın alabilirsiniz! Bunun nasıl çalıştığını anlamak için kısa kliplerimizi izleyiniz!
sayfasında bulunan makaleden okuyun:
http://www.youtube.com/v/TeA84udy7hY
Bilim adamları kanseri önleyen bulgular gösteriyor, ama para etmiyor...
http://www.youtube.com/v/OVUwbEAZzQo
Kanada araştırmacıları kanseri için basit bir çare bulmak, ama büyük ilaç firmalarından meraklı değiller.Edmonton, Kanada Alberta Üniversitesi'nden araştırmacılar yakın zamanda kanseri tedavi mi, henüz haber ya da televizyonda ama biraz dalgalanma var. Bu çok temel ilaç kullanımı basit bir tekniktir. Metodu buz metabolik bozuklukların tedavisinde halen sıkıntılı belgeliyor employsdichloroacetate, bu nedenle yan etkileri veya diğer uzun vadeli etkileri ilgilendirmez.Ilaç patent gerektiriyor mu, bu yüzden herkes yaygın ve ucuza büyük ilaç şirketleri tarafından üretilen pahalı kanser ilaçları ile karşılaştırıldığında istihdam edebilirsiniz.

Kanadalı bilim adamları, insan hücreleri üzerinde (DCA) dikloroasetat testler gerçekleştirdiler; akciğer, meme kanseri ve beyin hücrelerinden hastalıklı hücreleri öldüren ilaç, yalnızca sağlıklı hücreleri saglam bıraktı. Bu Şiddetli tümörler üzerinde test edildi; Onlar DCA ile desteklenmiş su ile beslendi zaman Onların hücresi küçüldü. Ilaç yaygın mevcuttur ve tekniği kullanmak kolaydır, ama neden büyük ilaç şirketi ilgilendim değil, ya da medyanın bu bulmak ilgilenmiyor?Insan hücreleri orada doğal bir kanserle mücadele organı elle, mitokondri, ancak güçlü olmak için tetikleyen gerekir. Bilim adamları, kanserli hücrelerin mitokondri Hasarlı ve böylece etkisiz çıkmamış olmasının düşünmek rahatsız. Onlar kanser ve savurgan mücadelede daha az etkili olan glikoliz, odaklanmak için sıkıntılı. Ilaç üreticileri kanserle mücadele için glikoliz yöntemi üzerinde duruldu. Diğer yandan DCA tedavi glikoliz güveniyor ama mitokondri reaktive üzerine kalktı değil; hücre ölür ve yayılmasını kanseri önlemek sağlar Hangi.Bu aktive apoptosis adı verilen bir işlemdir. Görüyorsunuz, 'kanser hücrelerinde basılamaz bir all-çok önemli-kendini imha düğmeye içeren mitokondri. Hücreler tapan reddetme gibi olmadan, tümörler büyük büyümek. Tam mitokondri İşleyişi, DCA sayesinde, bir kez daha ölmek için izin verilebilir. Glikoliz kapalıyken, vücut daha az laktik asit üretir, böylece kanser hücrelerinin etrafında kötü dokusu kırmak ve tohum yeni tümörler yapmaz.DCA yöntemi patentli edilemediğinden İlaç firmaları bu araştırma yatırım değildir ve patent olmadan Onlar para yapamazsınız. Bu belgeler henüz Onların AIDS patentleri ile fala yapıyoruz. Ilaç şirketleri gelişimsel DCA tedaviler olmaz bu yana, bağımsız laboratuarlarda yukarıdaki bulguların tüm onaylamak ve ilaç üretimi başlayacak DCA daha araştırmalara başlamalısınız. Zemin çalışmalarının tüm TÜR kanser araştırma ve geliştirme kanser tedavisi için etkili bir ilaç yardımcı olmaktan mutluluk Will Be üniversiteler ile işbirliği yapılabilir. Bu makale dikloroasetat daha bilinçlendirmek, ve umarım bazı bağımsız şirketler ve küçük başlatılırken bu fikri üzerine almak ve hayat kurtarıcı ilaçlar üretmek başlamak için ilham ... büyük şirketler uzun bir süre dokunmadan olmayacak Çünkü umuyor.

Çorum’dan Dr. Gülay DERMAN diyor ki: *Siyonizm denilince bilim düşmanı judaik fanatizm anlaşılıyorsa eksiktir; Talmudian dogmatizmi kopyalayan islamofaşizm de aynı derecede körleşmedir, aynı katılıkta siyonizmdir. Maazallah eczaneleri de yakardı bunlar kendileri hasta olmasalar; eh, buna da şükür, elhamdulillah; aydınlığın düşmanlarının maşaları Allah, yani gerçekten Maşa Allah!*
Ìlgili media fakta film links:
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95652

http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95654

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

Kapitalist Devlet, bilimi dinler gibi kullanamadığı için bilim düşmanıdır… Dinciler de kapitalistliklerini dinsel uydurmalarla maskeledikleri için devletin dini kondom yapmasına ses çıkarmazlar… Birbirlerinin kuyruğunu ısırmazlar…
Konuyu daha somutlamak için, kanser araştırmalarına bakalım; silah endüstrilerine karşı çıkmayan iktidarların ve iktidara baston görevi gören dinci çevrelerin düşmanca tavırlarına bakalım; somut bir örnek gösteriyoruz; bakınız! Sodyum Dikloroasetat kullanımının mantıksal ve bilimsel yolları anlatılınca, ilaç firmaları ayağa kalktı; halkın körlükten kurtulmasını istemediler… Çok ilginçtir, hastaları dolandıran ilaç firmaları ile bunları destekleyen dinci çevrelerin liderleri, borsada aynı kağıtlara ounayan işbirlikçiler çıktılar…

Alternatif Kanser Tedavi Rehberi yayınlandı; dincilerin saldırısına uğradı…

100g Saf DCA Toz ...theDCAstore.com

Ìlaç endüstrisi sahtekarlarını yerden yere vuran (benim icin kahraman) Stig OLSSON, tüm yazılarının sonunda, "Beni degil, bilim adamlarını izleyin" diyor. Benim, bu kuzey Avrupa Skandinavya yarımadasındaki savaşım, yasak olan araştırmaları deşifre etmek. Benim savaşım, ilaç endüstrilerinin insan düşmanı olduklarnı anlatmak. Benim çabam, Batı Uygarlıgının da resmi manipülasyonlara uğradığını, Saudisiyon islamlık gibi bilim düşmanlığına dönüştüğünü ve emperyalist çıkarlara dayandığını anlatmaktır. Hazırladığım belgesellerde bu sahte demokrasilerin aslında bilim düşmanı olduğunu sergiliyorum. NOW(JewWorldOrder) denilen sistemin, insanaiın kanına, iligine, saglığına mal oldugunu haykırıyorum..."
Ve sürekli olarak bazı Internet linklerini gösteriyor.
Orijinal artikeli ingilizce aslından okumanızı öneririm, yorumları da özenle okuyunuz. Göreceksiniz ki gerçegi bilen birçok hemşire, ya marionettirler ya da günah keçisidirler. yapılan kötü yıpranmış hemşirelerin tüm yöneticilerin büyük dolandırıcılık anlamaya başlar daha fazla insan için, bağlantının metinde yapılan bazı yorumlar göz atın!
https://www.youtube.com/watch?v=EdP0bcniIBc
Feride YILDIZ diyor ki: Hangi ülkede din egemen olmuşsa orada bilim geri kalmıştır; bilim adamları, iktidarın av hayvanı gibi saldırılara ugramıştır; aydınlık düşünceler taşıyanlar katledilmiştir ya da başına olmadık kazalar gelmiştir.

TV’de “Bilimsel tartışmalar yasaklanmadan” programında sayın A.S.L. diyor ki: Eğer dinler bilimden önce belirlenmiş olsaydı hükümetler hacı softalardan oluşacaktı; ilk hükümet dincilerden oluşsaydı matematik formülleri ve çarpım cetvelinde hangi sayıların neye karşılık olacağı konusu da çoğunluk oyuyla belirlenecekti.

Leman Kardeş'i dinleyelim: Belki direkt baglantı hemen görülmez ama bir Lapon düşünür der ki: Eger insanlık, kanlı borsalara, yapay piyasalara organ çalan + çocuk çalan özel hastanelere ve özellikle silahlanmaga harcama yapacagı yerde hastalıklara karşı laboratuvarları yeterince finanse etseydi, kanser ve benzeri hastalıklar yenilmiş olacaktı.
http://www.moneytrendsresearch.com/scie ... es-notice/

Marie CURIE diyor ki: *Kimya'da zorlama yoktur; zorlayınca din gibi patlıyor.*

http://cyberliv.bloggplatsen.se/2012/03 ... yr-sig/~~V


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

Yalçın Küçük'ün, öykümüzle bagdaşan çok güzel betimlemeleri var; diyor ki:

Akıl: ... akıl, gözün bittiği yerde görme demek. Akıl, göz’süzlükte daha çok var; “ben görmeyince daha çok görüyorum”. Ve her güzellik karşısında “gözlerime inanamıyorum” (EH, 53). Tekelci aşama, ayrılıkları algılayabilen bir aklı silmeye çalışıyor (EH, 121).

Akılsızlık: İnsanlar akıl yoluyla yapamadıklarını akılsızlığa havale ediyorlar. Akıl yoluyla bir zaman bulamayınca, zamanı akılsızlığa atıyorlar; dünya ve güneşin hareketine bağlıyorlar. Akılsızlıkta bir kontrolsuzluk var. Evrende dünya ve güneşin hareketi kontrol edilmiyor.Tanrı, bir akılsızlık’a yönelmedir; Tanrı, akılsızlık. ... Tanrı, evren, rekabet; akılsızlıkta birleşiyorlar. Tanrı, evren, rekabet, akılsızlık’la düzenleyici olmaya kalkıyorlar. Evren, hız’ı ve rekabet de piyasayı düzenleme iddiasına sahip çıkıyor. Tanrı, her ikisinin de düzenleyiciliğini reddediyor; dinleri aracılığıyla, zamanın dışına çıkıyor ve piyasayı yasaklıyor (EH, 120).



¤#¤

TV’de “Bilimsel tartışmalar yasaklanmadan” programında sayın A.S.L. diyor ki: İnsan insanlığa ilk global ihaneti parayı buluşu, kendi evrimleşmesine engel oluşu; beynin fonksiyonlarına ket vuruşudur...
Ìlintili medya-haber-yorum linklerinden örnek liste:
Devrimci Yılmaz Güney sanatını kötüye kullanan Yahudi faşist manipulatör misyoner ajan Eliyas Cehm EMÌR'in maskeleri sergileniyor:
http://www.network54.com/Forum/120309/

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

YILLARDAN VE YILLARDAN SONRA ARTIK ŞİMDİ SERBEST OLDU; AIDS’I PENTAGON’UN ÜRETTİĞİNİ AÇIKLAMAK

TV NetSience-2 kanalında bir bilim adamı diyor ki: Bu kadının gerçek yüzünü bilen kaç kişi var yeryüzünde; acaba! Yakından bakınız, lütfen; kadın (özür dilerim kadınlardan) bu: Yeminli Talmudian insanhasımı yahudi provokatör ajan Hell-ary CLINTON namıdiger KILLINGTON
Bu birincisi, diplomatik alanlarda operasyonlar gerçekleştirerek dünya diplomasisine zehirler saçtı; defoldu gitti...






Öte yanda bir başka Hillary var ama erkek ve o da Yeminli Talmudian insanhasımı yahudi provokatör ajan Hillary KOPROWSKI. Bu ikincisi, laboratuvarlarda operasyonlar gerceklestirerek dünya hastanelerine zehirler saçtı; AIDS'i başımıza bela olarak türetti gitti...
Red. Nationalist.Se 4.4.2012

İlginçtir, belgesel Yahudi HIV / AIDS oluşturulan ortaya koymaktadır10 Nisan 2012"AIDS Kökeni" adlı ilginç bir belgesel HIV / AIDS virüsü Yahudi Virolog Hilary Koprowski tarafından yaratılmış olduğunu inandırıcı bir kanıt ile geldi. Hilary Koprowski ABD'ye satılan ve ABD nüfusunun büyük bölümünün aşı olacak çocuk felcine karşı etkili bir aşının ilk başarılı gelişimi için yarıştı edenler biriydi. Kendi heves İlk şempanzelerden Koprowski organları kullanılmak üzere ancak daha sonra hastalığı için bunları test ve Afrika'daki zenciler yüz binlerce, HIV bir kaç yıl sonra patlak istiyorsunuz aynı alanlarda yaptığı aşı test. HIV yakından şempanzelerde SIV virüsü ilişkilidir. Suçlamalar Koprowski ve diğer bazı bilim adamları tarafından reddedildi, ama belgesel de gerçekten bir şey çürütmeyi başardı, ancak bunun yerine alakasız testleri yalan ve kullanılan vermedi bu bilim adamları için inandırıcı belgeler ve tanık ifadeleri sunuyor edilmiştir. Bilimsel topluluk virüs scimpanser ortaya çıktığını da oybirliği.Teorisi Hilary Koprowski ölümlerin on milyonlarca ve insanlık tarihinin en kötü salgını sorumlu olduğu anlamına gelir. Belgesellere bakınız:
http://www.youtube.com/v/LZs1V8mpcoY
http://www.nationell.nu/2012/04/10/intr ... e-hivaids/


AIDS Hypothesis
British journalist Edward Hooper publicized a hypothesis that AIDS was inadvertently caused in the late 1950s in the Belgian Congo by Koprowski's research into a polio vaccine. The OPV AIDS hypothesis has been rejected by most of the scientific community. The journal Science wrote of Hooper's claims, "...it can be stated with almost complete certainty that the large polio vaccine trial... was not the origin of AIDS."[7] Koprowski also rejected the claim, although he has declined to sue Hooper. In a separate case, he won a clarification[8] and $1 in monetary damages in a defamation action against Rolling Stone, which had published an article making similar allegations. A concurrent defamation lawsuit that Koprowski brought against the Associated Press was settled several years later, but the terms were not publicly disclosed.

Koprowski's original reports from 1960–61 detailing part of his vaccination campaign in the Belgian Congo are available on-line from the World Health Organization.

The OPV AIDS hypothesis asserts that the oral polio vaccine was developed in chimpanzee tissues contaminated with a strain of simian immunodeficiency virus (SIV), and that an experimental mass vaccination program introduced the virus into the human population. The oral polio vaccine was not developed using chimpanzee tissue. A large trial of an oral polio vaccine took place near Kisangani in the late 1950s, but the strain of SIV present in local chimpanzees is phylogenetically distinct from all strains of HIV. HIV has been present in human populations since before the oral polio vaccine was developed, most likely since the 1930s.
Wikipedia/AIDS_Hillary-KOPROWSKI
Hapisanede olmasi gereken bu gercek Holocau$t yaraticisi saddiste, öngörülebilecegi üzere bircok Yahudi vakfı, ödül üstüne ödül verdiler ve kendi ellerindeki Nobel sahtekarlik birinciligine de sürekli aday gösterdiler...

Adısaklı Shaman Lapon bilgesi der ki: *Japonlara sorsana, neden o sahte Allah yalnızca sübyancı yahudilerle yahudilerden din kopyalayan arap tüccarlara peygamber yollamış da Japonlara yollamamış? Ayrıca Sony'yi ve tüm öteki japon bilim ve teknik ürünlerini neden sübyancı peygamberler icat edememişler? Allah kör müydü de Japonya'nın yerini bilemedi yoksa Allah da onu uyduran utanmaz sadist sahtekar yobazlar gibi teknikten birşey anlamıyor mu? Olmayan şey ne anlasın diyeceksen, dogruya yaklaştın sayılır!*


https://www.youtube.com/watch?feature=p ... P7L8bw5QF4
☆◕
Ahmet KARA diyor ki: Tumturaklı konuşup size, ülkemizi içten işgal edenleri, ahlaksal ve dinsel inanışları rant amacıyla kötüye kullananları, tepemizdeki malum hırsız asalakları, halkı resmi yalanlar ve resmen legalleştirilmiş yöntemlerle dolandıranları, yani bu vicdansız NATO uşağı insanlık suçu sanıklarını, yekünen suçortağı iktidar üyesi çakallarını bir şafak vakti infaz edin demeyeceğim, ama aslında hiç de fena olmazdı...

Diren En Ìnsan!
☆◕
Ìlgili media fakta film links:
http://www.nationell.nu/wp-content/uploads/2012/04/
http://www.network54.com/Forum/251643/t ... C+bask%FDy
A.S.L. diyor ki: İnsan, yanlış yapmaz bir varlık olsaydı, bilime gerek duyulmayacaktı; insan, iyi bir varlık olsaydı bilgeler de bulunmayacaktı...

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de bir bilim adamı diyor ki: İktidarlar bireylerin özgürce çalışabilme fırsatını engelleyici bir işlev gösterirse hiçbir bilimsel sanatsal teknik buluşa kavuşamayacaktık. Son yıllarda ülkemizde kayda değer önemde bilimsel sanatsal teknik buluş sayısını biliyor musunuz; sıfır!
Ve medyadan bir kesit gösteriyor; iyi bakalım!

Bilim yuvalarını bombalayan militer mafya Israel ve NATO satellitleridir ve bu kriminal örgütlenmeler, başımızdaki BOP’çuların suçortaklarıdır…

Anımsamak, çağa karşı duyarlılıktır, diyen bilge kişiye kulak verelim; anımsayalım bakalım!

İsrail savaş uçakları Şam'ı bombaladı: 2 ölü, 5 yaralı!
Red. Haber.sol.org.tr/ 30 Ocak 2013

Suriye Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, İsrail savaş uçaklarının Şam'da bulunan bir bilimsel araştırma merkezini bombaladığı belirtiliyor.

Suriye Genelkurmay Başkanlığı'nın yaptığı açıklamaya göre, İsrail savaş uçakları Suriye hava sahasını ihlal ederek Şam'da bulunan bir bilimsel araştırma merkezini bombaladı. Araştırma merkezinin savunma teknolojileri konusunda çalıştığı belirtiliyor. Geçtiğimiz aylar boyunca silahlı muhalif grupların merkezi ele geçirmeye yönelik başarısız girişimlerinin olduğu da basına yansıyan bilgiler arasında. Merkezde bulunan ekipmanların ve yapılan ar-ge çalışmalarının oldukça önemli olduğu ve saldırıda pek çoğunun hasar gördüğü bildiriliyor. İsrail uçaklarının saldırısı sonucunda 2 kişinin yaşamını yitirdiği, 5 kişinin ise yaralandığı ifade ediliyor. Ayrıca araştırma merkezinde ve çevredeki binalarda ciddi maddi hasar oluşmuş durumda.

ÖSO militanları hava savunma sistemini tahrip etmişti
İsrail dün gece de Suriye'ye yönelik bir saldırı düzenlemiş ve Suriye-Lübnan sınırındaki bir konvoyu vurmuştu. İsrail'in saldırıları Suriye hava savunma sistemine takılmaksızın gerçekleştirmiş olması her iki saldırının da ortak noktası. Bu durumun nedenleri arasında, ÖSO militanlarının geçtiğimiz kasım ayında Şam'ın güneyinde bulunan Marj el Sultan hava üssünü ele geçirerek tahrip etmesi de yer alıyor. Nitekim ÖSO'ya bağlı gruplar hava üssüne saldırdıklarında burada bulunan radar üssünü ve hava savunma sistemlerini tahrip ettikten sonra geri çekilmişlerdi. Marj el Sultan, İsrail sınırına yakın bir bölgede bulunuyor. Silahlı muhalif grupların benzer şekilde askeri hava üslerine sık sık saldırı girişiminde bulunduğu biliniyor.

İsrail 2007 yılında da benzer biçimde Deyr Ez Zor'da bulunan bir tesisi bombalamıştı. Ancak o dönemde Suriye hava savunma sistemi ağırlıklı olarak İsrail sınırına konuşlanmış olduğundan bu saldırı kuzey yönünden, yani Türkiye üzerinden gerçekleşmişti. İsrail savaş uçaklarının son iki saldırıda başarılı olmalarının bir nedeni de Türkiye'nin Suriye'ye yönelik tehditkar politikaları nedeniyle, Suriye'nin hava savunma sisteminin kısmen güney bölgesinden çekilmesi oluşturuyor.

http://haber.sol.org.tr/dunyadan/israil ... beri-67238

Karslı fizik ögretmeni Aziz DOĞAN diyor ki: ***Bilimin dışlandığı ortamda irtica yükselir… Oksijeni yanan reçel korbondiokside bogulur, zehir oranı yükselir; tıpkı geri bıraktırılmış yörelerde RTE’nin cumhurbaş oylarının yükselmesi gibi, körelen kitlede beyin hücrelerini öldüren, kişiyi duyarsızlaştıran efekt kaplamsallaşır… Anlayana!***

Ìlgili media fakta film links:
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95652
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95654

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

Genlerle lösemi tedavisi başarıldı
Red. Haber.sol.org 3 Nisan 2013

Yeni tedavinin ayırt edici noktası, kanserli hücrelerin yüzeyindeki özgün bir molekülün belirlenip, hastaların kendi bağışıklık sistemi hücrelerine, bu molekülü hedefleyerek yok edecek şekilde genetik mühendislik uygulanmış olması.

Geçtiğimiz hafta bilim dergilerinde üç lösemi hastasının tamamen tedavi olduğu haberi yayımlandı. Erişkinlerde görülen lösemi hastalığının dört önemli türünden biri olan akut lenfoblastik lösemi (ALL)’de, B-hücre adı verilen bağışıklık sistemi hücreleri dönüşüm geçirerek kötü huylu hale gelir. Olgunlaşmamış B-hücrelerinin hızla çoğalması ve kemik iliğini işgal etmesi, olgun hücrelerin üretilememesi ile sonuçlanan bu durum, kemoterapi ve/ya radyoterapi ile durdurulabilir; fakat kanserin nüks etmesi, yani bu sürecin tekrarlaması kötü bir seyir izleyeceğine işaret eder.

Lösemi tedavisinde uzun dönemde yaşam beklentisi ise ancak kök hücre nakliyle sağlanabiliyor. Kök hücre naklinin yapılabilmesi için, tümör hücrelerine yönelik baskılama tedavisi sonrasında hastalık kalıntısının olmadığından emin olunması koşulu aranıyor.

Bağışıklık sistemi hücrelerinin her bir grubunda farklı hücre yüzey molekülleri bulunur. Bu moleküller üzerinden hedef patojen mikrobu veya kanser durumunda tümör hücresini tanır ve bağışıklık sistemi yanıtını verirler. New York Memorial Sloan-Keating Kanser Merkezi’ndeki araştırma ekibi, bağışıklık sisteminden bir grup hücreyi, kanserli olan diğer bir grup hücreyi tanıyıp yok edecek bir çalışma tasarladı. Bağışıklık sistemi hücreleri arasında sadece B-hücrelerinde bulunan ve B-hücre yüzey belirteci sayılan CD-19 molekülü tanımak için hedef olarak belirlendi. Nüks etmiş beş B-hücreli ALL hastasının kendi bağışıklık sistemi hücrelerinden bir grup (T-hücreleri) alındı, genetik olarak yeniden düzenlenerek ve CD-19’a özgü antijen reseptörleri hücre yüzeyine eklenerek dolaşıma tekrar verildi. Bu sayede T-hücrelerinin B-hücrelerini CD-19 üzerinden tanıyıp yok etmesi amaçlandı. Verilen T-hücrelerinin, kanserli olan ve olmayan, vücuttaki tüm B-hücrelerini öldürebildiği görüldü. Takip eden aylarda ise, hastalara kemik iliği nakli yapılarak sağlıklı B- ve T- hücrelerini yeniden üretmeleri sağlandı.

Yeni denenen bu yöntemle beş hastanın da lösemileri tamamen tedavi edilmiş oldu. Hastalardaki kanser hücrelerindeki özgül mutasyonları gösteren detaylı gen incelemelerinde (deep sequencing PCR) fark edilemeyecek kadar gerilemiş olduğu gözlendi. Şu anda hastaların 5 ay ile 2 yıl arasında değişen sürelerde kansersiz bir hayat sürdürmeleri başarılmış durumda.

Bu çalışma T-hücrelerinin erişkin akut lenfoblastik lösemi tedavisinde başarıyla kullanıldığı ilk örnek. Pennsylvania Üniversitesi'nden bir ekip de çocukluk çağı lösemilerinin ve kronik lösemilerin tedavisine yönelik çalışmalar yapıyor. Hastanın kendi hücreleri kullanılarak geliştirilen bu tedavi yönteminin, diğer kanserlerin tedavilerinde de kullanılabileceği, ve uzun vadede geleneksel tedavilerin yanında yerini alacağı düşünülüyor

Lösemi

Kanser hücresi bağışıklık sistemi hücresi tarafindan yok ediliyor

Erişkin lösemi hastalığının sınıflandırmasında, birbirine dönüşüm gösterebilmekle birlikte, dört önemli tipten bahsetmek mümkün. Öncelikle, hastalığın akut mu kronik (süregen) mi olduğunun ayrımının yapılması gerekiyor. Akut lösemilere daha çok çocuklarda, kronik lösemilere ise yaşlılarda rastlandığı genellemesini yapmak yanlış olmaz. Akut lösemiler, kemik iliğinin kanserli hücrelerle çok kısa bir süre içinde dolması ve sağlıklı hücreleri üretebilecek kapasiteyi kaybetmesi ile seyrederken, kronik lösemiler daha uzun, yıllarla ifade edilebilecek sürelerde ve sessiz gelişen, olgunlaşmamış kan hücrelerinin dolaşımda ve/ya kemik iliğinde bulunması şeklinde seyrediyor.

Sınıflamada ikinci ayrım ise kanser yapıcı mutasyondan etkilenen kan hücresi grubuna göre yapılıyor. Lenfositik lösemiler, kemik iliğinde bağışıklık sistemi hücrelerine (özellikle T ve B hücreleri) dönüşecek lenfosit gruplarının kanserleşmesini ifade ediyor.

T-hücreleri kanser hücrelerine karşı

T Hücresi
Genetik mühendislik yoluyla T-hücrelerini yeniden düzenlemek, viral vektörler (bir tür gen taşıyıcıları da denebilir) aracılığıyla insan hücrelerinde genetik değişiklikler yapıp bu hücreleri tek bir antijen proteini hedefleyen reseptör hücreler haline getirmek demek. Her hücrenin yüzeyinde çok sayıda farklı antijen proteini bulunuyor. Bu proteinlerin bir kısmı sağlıklı hücrelerde ve onların kötü huylu dönüşüm geçirmiş kanserli formlarında ortak olarak bulunabilirken, bir kısmı belli bir hücre türüne özgül ve ayırt edici özellik gösteriyor. Ancak, tümör hücrelerine özgül olan sadece birkaç antijen protein tanımlanmış durumda, üstelik bu antijeni taşıyan sağlıklı hücrelerin de genetik olarak düzenlenmiş T-hücrelerinin hedefi haline gelme olasılığı var. Birden çok antijen hedeflendiğinde bu olasılığı azaltmak mümkün olabilir. Bu nedenle son çalışmalarda, iki antijeni tanıyabilen T-hücreleri deneniyor. Bu şekilde hem T-hücrelerinin tümör hücrelerine duyarlılıkları artırılıp, hem de olumsuz yan etkilerinin azaltılması hedefleniyor. Aynı ekip, bu yöntemi prostat kanseri hücrelerinde deneyip başarılı olmuştu.

BilimsoL ekibinden Ekin Sönmez hazırladı.
facebook.com/BilimsoL
twitter.com/BilimsoL

Kaynak:
1.http://www.newscientist.com/article/mg2 ... y-cures-le...
2. Combinatorial antigen recognition with balanced signaling promotes selective tumor eradication by engineered T cells Nature Biotechnology.http://www.nature.com/nbt/journal/v31/n ... .2459.html

http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji ... beri-70844
"İslam adına ahlak, estetik,bilim, matematik yapilmaz, İslam adına cihat yapilir. İslam'ın insanlığa katkısı budur."

Bilimin önündeki en büyük engel, dindir; dinler içinde en sadisti, Yahudilikten kopyalama fanatizm olan İslamlıktır. Yahudiliğin ve İslamlığın tüm insanlığa olan maliyeti, kitlesel kasaplıklar olmuştur. Özellikle bu iki uydurma din etkin olmasaydı birçok hastalıkların çaresi bulunmuş olacaktı, ülkeler tapınaklara degil laboratuarlara ve fabrikalara yatırım yaparak genel gönenci (refahı) geliştirebilecekti.

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

BİLİM ADAMI TAVRI
Anımsamak, çağa karşı duyarlılıktır, diyen bilge kişiye kulak verelim; anımsayalım bakalım!

Stephen Hawking'den İsrail'i boykot kararı
Red. Haber.sol.org/ 8 May. 2013
Ünlü fizikçi Stephen Hawking, Filistinlilere yönelik tutumunda dolayı İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez himayesinde haziran ayında düzenlenecek “Gelecekle yüzleşmek” isimli bilimsel konferansı boykot etme kararı aldı.

Dünyaca ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in davetiyle yapılan “Gelecekle yüzleşmek” isimli konferansı, İsrail'in Filistinlilere yönelik muamelesinden dolayı boykot etme kararı aldı.

71 yaşındaki ünlü fizikçi, Haziran ayında Kudüs'te düzenlenecek ve çok sayıda uluslararası ünlü isimin katılacağı konferans için kendisine gelen daveti ilk önce kabul etmişti. İsrail de uluslararası konferansa Hawking'in de katılacağını duyurmuştu.

Ancak geçtiğimiz hafta Perez'e bir mektup yazan Hawking'in konferansı boykot edeceğini yazdığı ortaya çıktı.

Filistin Üniversiteleri İngiliz Komitesi tarafından yapılan açıklamada, ünlü fizikçinin bu kararı, “Filistin konusundaki bilgisi ve oradaki akademik bağlantılarının oy birliğiyle verdiği tavsiye üzerine bağımsız bir şekilde aldığı” belirtildi.
http://haber.sol.org.tr/dunyadan/stephe ... beri-72654
http://www.network54.com/Forum/5562/mes ... DKTE+SIFIR
?oh=255f2aaba5ad1648539d8deff90b58dd&oe=54C55781&__gda__=1418351839_762c428112fb1f847818739713cf9b6f

#
NWO sisteminin kulları mason gay sapıklar, onlar kadar alçak rüşvetçiler, bukalemun gibi her renge giren kurnaz sahte müslüman saddist tarikatçılar, birçok ülkede önemli yerleri ellerinde tutuyorlar...
http://www.la.indymedia.org/news/2006/0 ... omment.php
http://pub9.bravenet.com/forum/static/s ... gid=595775

http://www.a3.com/cgi-bin/bbs/dx.cgi/13038.html

http://pub9.bravenet.com/forum/static/s ... 4&cmd=show


{(*`.,´*)\

TV Science-Watch Net Channel:

- Belgesellerimizin en ilginç sahnelerinde... Sahte akademikerlerin sahte zambaklardan fazla oldugu ülkede; satellitland Sverige diye birşey duydunuz mu? İzleyelim!
http://karcomics.8m.com/hamdiozyurt.html
http://www.network54.com/Forum/120309

ASSANGE'ın politik sığınma başvurusunun benimsenmesi, genelinde, Latin Amerikan karakterinin onurlulugudur; özelinde ise, Ekvador'daki anti-kolonyalist yöneticilerin, her çeşit baskılara karşın insan haklarına saygılı bir ülke olduğunu gösterir.
- Bence, çok önemli birşey daha gösterir; Mason localarının yönetimindeki İsveç, iki tane CIA elemanı ""one-night-stand" orospxunun keyfi için dünyaya rezil olmuştur...
- Gercek şu ki; İsveç'i İsveç halkı yönetmiyor; bunları tam anlamıyla siyonist işgal dominasyon sektantları güdüyor...
- Sürü gibi mi?
- Daha vahim; hayvandan acıklı durumdalar...
- Biliyordum da bu kadarını öngöremiyordum; araştırdım, dedigin gibi: satellit niteliginde kukla allians, yargıyı NWO emrine vermiştir; kararlar kondomdur. Yahudi dominasyonu altındaki İsveç kukla yargılıklarında ne gerçekte tam anlamıyla hukuk egitimi görmüş uzman var, ne de gerçek savaş suçlularına tutuklama emri çıkaracak yürekli bir hukukçu.
- Biliyor muydunuz; Ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra WALLENBERG mafyasının macaristan hapisanelerinden import ettigi 300 bin dolayındaki hırsız tecavüzcü asalak yagmacı adi kriminalin tamamının elinde profesör diplomaları vardı; aynı anda ve TelAviv'de basilan bu sahte diplomalarla import edilen gangsterlerin tamamı üniversitelerin ve bankaların yönetim birimlerine yerleştirildiler...
- Biliyordum da bu kadarını dogrusu öngöremezdim... Resmi tarih yazan rüşvetçi yaratıklar, yüzyıllarca tüm kuşakları uyutup zehirlemişler, en akıllı geçinenimiz bile ömrünün bir bölümünde bu zokayı yutmuş...
- Inanilir gibi degil fakat kesinlikle öyle! Kör sagır ettiler kuşakları, daha da elimine ediyorlar...
- Gerçek Holokaust budur işte; insanlık soykırımdan geçiriliyor...
- Hem de nasıl; çakallar bile bunca barbar olamazlar; salt öcalma ve kin güdüleriyle bir kaşık suda fırtınalar kopardılar.
- Uluslararası kovalamaca kararı çıkardılar, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir hukuk skandalı...
- Evet; öyle! Wikileaks bu mason yalanlarını ve soykırımları azıcık ucundan gösterince Wikileaks kurucusu ASSANGE'ı çükünden astılar...

Göstermelik hukukuyla öncelikle kendi yurttaşlarını aldatan rejimlerle ilgili film medya link kaynakları:
http://globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=31454
- Gerçekler daha da berraklaşmıştır: Militer Mafya U$rael'in istihbarat kontraktörleri, yıllarca ve yıllarca humaniter maskelerle dünyadaki aydın karakterleri izlediler, namuslu anti-siyonist önder nitelikli figürleri elimine ettiler...
Moderatör: Ağzına sağlık kardeş!


{(*`.,´*)\

TV Science-Watch Net Channel:

Fare beyninde ‘sahte anı’ oluşturdular: Bilim kurgu filmlerine konu olan ‘beyne hafıza yerleştirme’, gerçeğe dönüşmek üzere. ABD’li bilim insanları, fare beyninde ‘sahte anı’ oluşturmayı başardıklarını açıkladı. Elde edilen başarı, beyin hastalıklarının önüne geçilmesinde çığır açabilir.
Red. AcikGazete.com TV 26-07-2013

ABD’nin Massachusetts eyaletindeki RIKEN-MIT Merkezi’nde yapılan araştırmada, farelerin beyinlerine yerleştirilen optik fiberler, hafıza oluşumu sağlayan hücreleri harekete geçirmeyi başardı.

Araştırma görevlisi Steve Ramirez, başrolünde Leonardo Di Caprio’nun yer aldığı ‘Inception’ veya Arnold Schwarzenegger’in rol aldığı ‘Total Recall’ filmerinde yaşananların gerçeğe dönüşebileceğini ifade etti.

Science dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, sahte anı oluşturarak insanlarda travma sonrası stres bozukluğu tedavi edilebilir.

Farelere sahte anı vermek için bilim insanları hücreleri işgal edecek ve ‘channelrhodopsin-2’ adı verilen bir proteinin üretilmesini sağlayacak bir gen enjekte yayacak virüs geliştirdi. Geçmişteki çalışmalar, proteinin ışığa maruz bırakıldığında hücreleri aktif hale getirdiğini göstermişti. Yapılan deneyde, ışık bu sefer hafıza oluşumunu tetiklemek için kullanıldı.

Deneyde, günlük hafızanın toplandığı hipokampüs adı verilen bölgeye, geni taşıyan virüs enjekte edildi. Hafızanın depolanması ve düzenlenmesinin proteinlere bağlı olduğunu bilen araştırmacılar, ışıkla hipokampüste hedef alacakları hücreleri belirledi.

Hücreleri ışığa maruz bırakmak içinse iplik kalınlığında fiber optik teller farenin beynine yerleştirildi.

İKİNCİ GÜN AKLI KARIŞTI
Deneyin diğer aşamasında, ‘güvenli bölge’ olarak adlandırılan A çevresine bir fare kondu. Fare, 10 dakika boyunca hareket ederek ve koşarak etrafını keşfetti.

Ertesi gün, fare B çevresi adı verilen bir başka kutuya kondu. Burada, fiber optik kablolarla ışık verilerek channelrhodopsin-2 proteininin devreye girmesi sağlandı. Hafıza oluşumu sağlanırken, farenin ayaklarına düşük şiddette akım verildi.

Ramirez, bu şekilde ‘sahte anı ile ayaktaki şoklar arasında bir bağlantı kurulmasını amaçladıklarını’ belirtti.

Deneyin ertesi gününde, fare tekrar A çevresine kondu. Fare, etrafını kolaçan etmek yerine bir korkmuş gibi bir köşeye sindi. Fare, B çevresinde şoka maruz kalmış olmasına rağmen sanki A çevresinde bu acıyı yaşamış olduğunu sandı. Fare, bulunduğu kutudan alınarak ayrı üçüncü bir kutuya konduğu zaman rahatladı ve normal hareket etmeye başladı.

Discovery News’in haberine göre, onlarca fare ile aynı deneyi yapan bilim insanları, sürekli aynı sonucu aldı.

Ramirez, “Fareler, A kutusunda hep şoka maruz kaldıklarını hatırladı. Ancak gerçekte böyle bir şey olmadı... Sahte anı oluştu ve A kutusunda beliriverdi” dedi.

GEÇMİŞTE KALAN ANILAR GERÇEK Mİ?
Araştırmada yer almayan British Columbia Üniversitesi’nden Jason Snyder, ‘deneyin, hafızanın sadece nereye gittiğini değil, nasıl değiştirildiğini de gösterdiği için ilginç olduğunu’ belirtti. Snyder, sinirsel mekanizmaların geliştirilmesiyle, travma sonrası stres bozukluğunun tedavi edilebileceğini belirtti.

Araştırmacılar, deneyin aynı zamanda insanların nasıl sahte anı oluşturduklarının anlaşılmasında da önemli rol oynayacağına dikkat çekti. Özellikle çocuk yaşlarında travma geçirmiş insanların, yıllar sonra yaşadıklarının ne kadar gerçek olduğunu anlamarında, yeni yöntem işe yarayabilir, sahte anının nasıl oluşturulduğun sırrı çözülebilir.

Ramirez ve meslektaşları, bilim kurgu filmlerindeki gibi zihin kontrolü yapılması veya psikiyatrik tedavilerin yanı sıra, sahte anının sırrının çözülmesinin, insanların zekası hakkında da ipuçları verebileceğini belirtti.

http://www.acikgazete.com/dunya/2013/07 ... ?aid=52144

#
Avrupa'nın bilim düşmanı barbarlık tarihine değinmek istiyorum... Avrupa, Amerika'dan farklı değil; biri USA-United States of America, beriki USE-United States of Europe, ikisi de siyonizm işgalindeki laboratuvarlardır; bundan dolayıdır ki, ikisinde de barbarlıkta sınır tanınmıyor. Bunun tarihi de yeni degil. Avrupa'daki soykırımlar incelendigi zaman Türkiye’ye dayattıkları Sırdaş Eczane Projesi’ni anlamak kolaylaşacaktır. Yazar Rıfat ÖZTÜRK’ün, Sosyal Demokrasinin Arka Bahçesi adlı kitabında, Yahudi egemenliğindeki satellit İsveç'te YAHUDİ KÖKENDEN GELMEYİP de potansiyel öncü figür diye FİŞLENMİŞ satın alınamaz olduğu kanıtlanmış onurlu insanların beynine yapılan sinir yok edici (lobotomy), burgulama, zorla kısırlaştırma ve hastane karyolasına kemerlerle bağlayarak açlıkla öldürme deneyleri sonucunda 4 bin 500 kişinin sinirlerinin kesildigini, 63 bin kadının kısırlaştırıldıgını, resmi kayıtlı olarak gizlenemez 2000'i aşkın Laponun ve benzeri "başkaldırmağa eğilimli" azınlık gruplardan listelenenlerin aç bırakılarak öldürüldügünü görüyoruz. Yine başka bir Yahudi işgalindeki ülke olan ABD'de yakın geçmişe kadar engellilerle suçluları zorla kısırlaştırma politikası yürüttügü açıga çıktı; ama USA yönetimi, SweCIA PedoKingdom kukla krallığından farklı bir tepki gösterdi: özür diledi. ABD'nin Oregon eyalet valisi John KITZHABER, 60 yıl uygulanan politika dogrultusunda kısırlaştırılan 2 bin 600 kişiden özür diledi. İnsan ırkının soyaçekim yoluyla "ıslahı" amacıyla ABD'nin 33 eyaletinde zorla kısırlaştırma uygulandıgı bildirildi. Bunlar, en barbar ve sadistçe uygulanan klasik kitlekırım projelerdir; ortak noktası, tüm bu projelerin fikir babaları, uygulayanları, bundan rant sağlayanları aynı finansal güçlerdir: Yahudi tarikatlarıdır. Günümüzde bunlar terk edilmiş sanılmasın; günümüzdeki soykırım daha sinsi, daha performe, daha legal ve akıl almaz derecede duygusuzca acımasızcadır; başka bir farkı yoktur.

Yorumlardan seçmeler:
Gülgün AKAN diyor ki: Avrupa'nın barbarlık tarihi, Avrupa'yı pençesinde tutan çakalların gerçek tarihidir. O duygusuz arsız hileci çakalallar, ne yazık ki dün de resmi tarihi istedikleri gibi yazdılar, bugün de bunların tekelinde... Kurbanlara değil de cellata ağlatılmamız bundandır; sahtekar cellat Yahudi denilen ikiayaklı iblis ve onun çanakyalayıcı karaktersiz uşaklarıdır.

Kaynak:
Google / Zionism is the globalized fascist ideologie of the ANCIENT ENEMY OF HUMANITY


{(*`.,´*)\

TV Science-Watch Net Channel:

Beynin şifrelerini çözmeye ne kadar yakınız?
Red. Haber.Sol.org/ 8 Ağustos 2013

Teknolojik gelişmeler, insanlığın beynin faaliyet şemasını ortaya dökmeye ne denli yaklaştığını gösteriyor. Farklı laboratuvarlarda yürütülen projelerde, farklı uzmanlık alanlarından bilim insanlarının katkısı önem kazanıyor.

“Başını serin tut, ayağını sıcak tut” demiş atalarımız. Bizi ayakta ve hayatta tutan bu iki organımıza sahip çıkmayı öğütlemişler. İnsan aklına yapılan güzellemeler, tarih boyunca hiç eksik olmamış. İnsanın yegane ve mükemmel bir varlık olduğu fikri, yüzyıllar boyunca kabul edilegelmiş. İnsanı bir hayvan olmaktan ayıran en önemli özelliğinin düşünmek olduğu, “insanın düşünen hayvan” olduğu deyişiyle bizlere tekrar tekrar anlatılmaya çalışılmış.

İnsan merkezci bu anlayışın toplumu ne kadar büyük bir yanılgıya sürüklediği konusuna bugün bilim insanları dikkat çekmeye çalışıyor. İnsanı insan yapan etkinliğin, mucizevi ve kutsal bir dokunuş olmadığını, bunun uzun bir biyolojik evrimin sonucu olduğu görüşünde birleşiyorlar. Öte yandan sinir sisteminin gelişen ve daha da karmaşıklaşan biyolojik yapısı, bilim insanlarının her zaman ilgisini üzerinde toplayan bir araştırma konusu olmaya devam ediyor. Sinir sistemi ve beyinle ilişkili birçok biyolojik işlevin, hayvanlar aleminin bütününde gözlemlenebilmesi ve araştırma tekniklerindeki ilerlemeyle, birçok canlının da insanın sahip olduğu düşünme ve onunla ilişkili beyinsel aktivitelere sahip olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.

Sonuç olarak, yaşadığımız dünyada düşünen varlıklar olarak yalnız değiliz. Öte yandan yaşamımızı borçlu olduğumuz beynin nasıl işlediği sorusuna vereceğimiz yanıt birçok giz perdesini de aralamamıza imkan verecek. Tıpkı beyinsel anatominin babası Ramon y Cajal’ın onyıllar önce söylediği gibi: “Beynimiz bir bilinmez olarak kaldığı sürece, evren, yani yapısal olarak beynin bir yansıması olan evren de bir bilinmez olarak kalmaya devam edecektir.”

Bir sistem olarak beyin
Yetişkin bir insan beyninde 100 milyara yakın sinir hücresi bulunuyor. Bu sinir hücrelerini birbirine bağlayan 100 trilyon kavşak noktası, yani sinaps olduğu da hesaba katıldığında, beyin belki de milyarlarca istasyonu olan ve trilyonlarca kilometre uzunluktaki, oldukça dakik bir metro ağı gibi düşünülebilir.

Tüm bu karmaşık yapıya karşın bugün bilim insanlarının üzerinde en çok tartıştıkları konulardan birisi, beynin yapı ve fonksiyonlarını bir bütün olarak gün yüzüne çıkarmak. Yani bir anlamda, beynimizi vareden bu metronun işleyiş haritasını kağıda ya da başka bir deyişle bilgisayara dökmek.

Elbette tekniğin ilerlemesine paralel olarak beyin araştırmaları da önemli gelişmeler sağladı. Yüzyılın başında birçok bilim insanı, ölüm sonrası insan beynini ince kesitler alarak incelediler. İnce beyin kesitlerindeki sinir hücrelerini boyayarak değişik sinir hücresi türlerini ve bunların beyindeki yerleşimlerini ortaya koydular. İspanyol anatomist Ramon y Cajal (1852-1934), uzun süren çalışmaları sonucunda bugün hâlâ tıp ders kitaplarında görebileceğimiz sinir hücre desenlerini, bir sanatçı edasıyla kağıda döktü (Resim 1).
xxxx
resim1.png
Resim 1: Ramon y Cajal, beyincikte yer alan sinir hücrelerini gümüş nitrat çözeltisi ile boyadıktan sonra, bu hücreleri çizim yoluyla kağıda aktardı. Golgi tekniği olarak bilinen bu boyama yöntemi, modern nöroanatominin doğuşunda önemli bir yer tutmaktadır. Yukarıdaki çizimde 5 farklı sinir hücresi çeşidi görülmektedir (Kaynak: Aslen Instituto de Neurobiologia arşivlerinde yeralan çizim Nature dergisinden alınmıştır.)

Elbette bu çalışmalar, sinir hücrelerinin fiziksel olarak tanınmasına imkan sağlasa da onların fonksiyonları ve diğer sinir hücreleri ile bir sistem içerisinde nasıl etkileştikleri konusunda her hangi bir bilgi vermiyordu.

Fizyoloji biliminin gelişmesi ve hayvan modellerinin kullanılmaya başlaması, sinir hücrelerinin aktivitelerini ölçme imkanı sağladı. Elektriksel özelliklere sahip olduğu bilinen sinir hücrelerinin bu aktiviteleri, elektrotlar kullanılarak ölçülmeye başlandı.

Son olarak, girişimsel olmayan (non-invazif, dışarıdan, herhangi bir cerrahi müdahale olmadan) görüntüleme teknikleri de, sinir öbeklerinin faaliyetlerini, özellikle denek faaliyet esnasındayken takip etmeye olanak tanımaya başladı. Örneğin manyetik rezonans (MR) adıyla bilinen görüntüleme cihazlarının kullanımıyla, insan faaliyetiyle ilişkili beyinsel aktivite ölçülebilmeye başlandı. Örneğin, kişi bir görsel uyaranın etkisindeyken (bir film izlerken ya da bir resme bakarken) hangi beyin yöresinin, hangi süreyle aktif hale geçtiği ölçülebilir hale geldi.

Bir bütün olarak bakıldığında, yukarıda sayılan teknolojik gelişmeler, insanlığın beynin faaliyet şemasını ortaya dökmeye ne denli yaklaştığını gösteriyor. Farklı laboratuvarlarda yürütülen projelerde, farklı uzmanlık alanlarından bilim insanlarının katkısı önem kazanıyor. Örneğin, sinirbilim, bundan yüz yıl kadar önce tıp ya da biyolojinin uzmanlık konusu gibi görülürken, bugün, bilgisayar/bilişim biliminden elektroniğe, psikolojiden fiziğe kadar geniş bir yelpazeyi bünyesinde barındırıyor.

Sorun ölçek mi?
Sinirbilim alanında faaliyet gösteren bilim insanlarının en sık karşılaştıkları sorunlardan birisi, ölçek ile ilgili. Ölçek büyüdükçe, yapılan ölçümlerdeki hassasiyet azalıyor. Ölçek küçültülünce de hassasiyet artsa da yapılan ölçümün sağladığı bilgi kısıtlı oluyor, beynin bütününü anlamaya izin vermiyor.

Örneğin, beynin, korteks olarak bilinen beyin kabuğunda, beş duyu organımızın faaliyetlerinden sorumlu farklı bölgeler yer alıyor. Aslında, basit bir haritalama mantığıyla, a lobunun görmeden, b lobunun işitmeden, c lobunun da koku alma duyusundan sorumlu olduğunu düşünmek mümkün. Basit bir mantıkla bu bölgelerin bağımsız olarak incelenmesi (ölçeği küçülteceği için) deney yapan kişi için daha olanaklı görünse de aslında farklı beyin bölgelerinin birbirleriyle olan ilişkilerini göz ardı edeceği için önemli de bir kısıt barındırıyor. Örneğin, dokunma duyusundan sorumlu somatosensor beyin kabuğu, aynı zamanda hareketten sorumlu motor beyin kabuğu ile ilişkili olarak çalışıyor. Dolayısıyla, dokunma eylemiyle başlayan bir davranışın hangi sinir hücreleri üzerinden beyinde nasıl bir karşılık bulduğunun anlaşılabilmesi için beynin farklı bölgeleri arasındaki ilişki ağının bir bütün olarak ele alınması gerekiyor.

Anatomik anlamda bu devasa nitelikteki yapı, doğal olarak işlevsel olarak düşünüldüğünde de sonsuz işlem kapasitesine yakın bir süperbilgisayar gibi davranıyor. Bu durumu özetlemesi açısından ABD’deki Northwestern Üniversitesi’nden biyoloji profesörü Konrad Kording’in söyledikleri oldukça anlamlı: “İnsan beyni 30 saniye içinde, Hubble Teleskopu’nun tüm yaşamı boyunca kaydettiği kadar veri üretiyor.”

Sonuç olarak, bilim insanlarının önünde bu muazzam büyüklükteki ve hızdaki makinenin parçalarına ayrılması ve tekrar bir bütün halinde bir araya getirilmesi gibi bir görev duruyor.

İnsan beynini parsel parsel haritalamak
ABD’de ve Avrupa’da özellikle bahsettiğimiz ölçek sorununu aşmaya dönük kimi projeler, son yıllarda epeyce mesafe katetmiş görünüyor. Merkezi Seattle’da bulunan Allen Beyin Enstitüsü, insan beyninin ayrıntılı moleküler haritasını çıkarmak konusunda şapka çıkarılacak bir mesai harcıyor. Yakın dönemde, dört yetişkin bireyin ölüm sonrası beyni bir bütün olarak korunarak, biyokimyasal ve moleküler teknikler kullanılarak gen haritasının çıkarılması sağlandı. Mikrodizin (İng. microarray) teknolojisi kullanılarak, elde edilen dokuların gen ifadeleri ölçülerek bu ölçüm değerleri üç boyutlu olarak beyin anatomisi üzerinde eşleştirildi. Böylece beynin hangi bölgesinde hangi genin ne ölçekte ifade edildiğini incelemek mümkün hale geldi. Öte yandan daha spesifik ve yüksek çözünürlüklü bir okuma için, in situ hibritleşme metodu olarak bilinen biyokimyasal bir teknikle ilgili genlerin doku üzerindeki yerleşimleri ve ifade düzeyleri görüntülenmiş oldu.

Her şey en ince detayına kadar incelenmeli
Allen Beyin Enstitüsü’nün insanlar üzerinde gerçekleştirdiği bu çalışma (Resim 2), sinir sisteminin yapı taşı olan sinir hücrelerinin genetik kodu hakkında bilgi vermekle birlikte, bu genetik koda bağlı olarak ortaya çıkan sinir hücrelerinin hangi sinir hücresiyle nasıl bir temas halinde olduğu konusunda doğal olarak bilgi vermiyor.
xxxxx
resim2.png
Resim 2: İnsan beynine ait lobların yerleşimini gösteren resimde, değişik görevlerden sorumlu beyin bölgeleri farklı renklerle işaretlenmiştir (üstte). Allen İnsan Beyin Atlası projesinde, beynin değişik bölgelerindeki genlerin ifade düzeyleri ölçülüp internetten erişime açık bir bilgi bankası oluşturulmuş. Seçilen beyin bölgesindeki değişik genlerin ifade düzeyleri renk kodlu bir tablo üzerinde görülmektedir (altta).

Bu noktada devreye, işi gerçek anlamda beyni parsel parsel haritalamak olan laboratuvarlar giriyor. Almanya’da bulunan Julius Araştırma Merkezi, bu konuda önemli bir çalışmayı geçtiğimiz aylarda bilim kamuoyu ile paylaştı. Gene ölüm sonrası korunan bir insan beyninden 20 mikrometre kalınlığında 7400 kesit alınarak yapılan çalışmada, insan beyninin bugüne kadar oluşturulan en detaylı morfolojik haritası çıkarılmış oldu (Resim 3). BigBrain adı verilen proje, makro düzeydeki anatomi çalışmalarını mikro ölçeğe taşıyarak, araştırmacılar için kapsamlı bir kaynak malzeme oluşturmayı hedefliyor.
xxxxx
resim3.png
Resim 3: BigBrain projesinde kullanılan insan beyinleri, formalin çözeltisi ile kimyasal olarak sabitleniyor (bozulması önleniyor). 20 mikrometre kalınlığında alınan 7404 beyin kesiti üzerinde yapılan boyama ile sinir hücrelerinin konumları belirlenmiş oluyor (Kaynak: BigBrain: An Ultrahigh-Resolution 3D Human Brain Model, Amunts ve ark. Science 21 June 2013:
Vol. 340 no. 6139 pp. 1472-1475)

Mikrometre düzeyinden nanometre seviyesine inmeyi hedefleyen bir grup bilim insanı ise sinir hücrelerinin bilgisayar ortamında tam anlamıyla yeniden yapılandırılmasını sağlayacak bir metot üzerine çalışıyor. Harvard Üniversitesi ve Max Planck Enstitüsü’nden (Münih) araştırmacılar, elektron mikroskobunun tarama kapasitesini artırarak verimi yükseltme gayreti içindeler. Elbette şu an ihtiyaç duydukları yegane şey, nanometre çözünürlükteki verileri 3 boyutta tüm bir beyin için gerçekleştirecek bilişim altyapısı.

Son olarak bilim camiasında optogenetik çalışmalarıyla tanınan Stanford Üniversitesi’nden Karl Deisseroth ve ekibinin geliştirdiği Clarity (berraklık) adlı yöntem, beyni herhangi bir kesit almaksızın bir bütün olarak görüntülemeyi olanaklı kılıyor (Resim 4). Daha düşük çözünürlüğe sahip bu tekniğin en temel avantajı, beynin farklı bölgeleri arasındaki bağlantıları, beyni parçalara ayırmadan üç boyutlu olarak incelemeye olanaklı kılması. Şu an sadece farelerde denenen yöntemin, haritalama çalışmalarına hız kazandıracağı kesin.
xxxx
resim4_0.png
Resim 4: Clarity adlı görüntüleme tekniğinde, beyin herhangi bir parçaya ayrılmadan bir bütün olarak kimyasal olarak şeffaf hale getiriliyor (üst panelde, kimyasal uygulanmadan önce ve sonra fare beyni görülmektedir. Görseldeki ifadenin Türkçesi: Beyin keşfedilmemiş kıtalardan ve bilinmeyen geniş alanlardan oluşan bir dünyadır). Şeffaflaştırılan beyin üzerinde floresan etiketler kullanılarak sinir hücrelerinin yerleri belirlenmiş oluyor (altta). Bu sayede mikroskop altında, beyin bir bütün olarak üç boyutlu olarak görüntülenebiliyor (Kaynak: Chung ve ark. Structural and molecular interrogation of intact biological systems. Nature, vol 497, 16 Mayıs 2013)

Ölçeği tamam, peki ya işlevi?
Bugün sinir sistemi üzerine yapılan çalışmalar girişimsel olarak (invazif), temel olarak kemirgenler ve insan dışı primatlar üzerinde yürütülüyor. Bu çalışmalardan elde edilen bilgiler, beynin işlev haritasının çıkarılması için doğal olarak vazgeçilmez. Ancak işlev haritasının oluşturulması, biçim ve gen haritasına göre daha fazla kısıt taşıyor. Her şeyden önce çalışılan dokunun canlı kalması gerekiyor. In vitro olarak adlandırılan ve denekten alınan beyin kesitleri canlı tutularak yürütülen hücresel elektrofizyoloji deneylerinde, mikrometre kalınlığındaki cam elektrotlarla sinir hücrelerinin birçok özelliğini araştırmak mümkün. In vivo olarak adlandırılan ve denek canlı iken yapılan araştırmalarda da duyu organları uyarılarak sinir hücresinin tepkisinin ölçülmesi sağlanıyor. Elbette ikincisi, hassasiyet bakımından berikine oranla araştırmacılar için daha zorlu.

Tek tek sinir hücrelerinden elde edilen bu ölçümlerin, işin moleküler cephesiyle ilgilenen bilim insanları için de önemli bir bilgi taşıdığını belirtmekte fayda var. Zira, beynin farklı aktivite durumlarında, öğrenme esnasında ya da bir hastalık anında, sinir hücrelerinin aktivitelerinde değişimler gözleniyor. Tek bir sinir hücresinden yapılan bu yüksek hassasiyetli ölçümler, sinir sisteminin yapı taşlarının değişen koşullara nasıl tepki verdiğini anlamamızı sağlıyor.

Ancak en başta belirttiğimiz ölçek sorunu burada da devreye giriyor. Çünkü tek bir sinir hücresinden elde edilen bilgi her ne kadar spesifik özellikler taşısa da, aslında bir sistem olarak beynin bir bütün olarak davranışını anlamada çok fazla veri sunmuyor.

Bu noktada gündeme daha fazla sinir hücresinden ölçüm yapmayı kolaylaştıran tekniklerin geliştirilmesi geliyor. Görüntüleme tekniklerindeki ilerlemelerle geniş sinir hücre topluluklarında eşzamanlı ölçüm yapmak yakın zamanda mümkün hale geldi. Sinir hücrelerinin kalsiyum iyonuna bağlı olarak aktif hale geçtiğini bilen bilim insanları, kalsiyum iyonuna bağlanan floresan özellikte moleküllerin sinir hücrelerinde üretilmesini sağlayarak, bu hücrelerin aktivitelerini ölçmeyi başardılar. Böylelikle, örneğin yan yana yüzlerce sinir hücresinin aktivitesi, elektrot kullanmaksızın, sadece floresan mikroskop kullanılarak ölçülebilir hale geldi.

Bugün sadece deney hayvanlarında denenen bu teknikler, sinir sisteminin kompleks davranışlarının incelenmesi konusunda araştırmacılara yardımcı oluyor.

Sırada doğal olarak, insanlarda beynin işlevinin nasıl araştırılacağı sorusuna cevap bulmak kalıyor. Burada girişimsel olmayan metotların geliştirilmesi önem kazanıyor. Bu teknikler arasında en yaygın olarak bilinen işlevsel manyetik rezonans görüntüleme tekniği (fMRI). Bu yöntem, sinir gruplarının aktivitesini, bu sinirlere oksijen taşıyan damarlardaki oksijenlenme düzeyini ölçerek takip ediyor. Her ne kadar çözünürlüğü girişimsel tekniklere oranla çok daha düşük de olsa (1 mm), insan beyninin işlev haritasının oluşturulması konusunda en gelişkin teknik olarak biliniyor (Resim 5).
xxxx
resim5.png
Resim 5: Beyin Girişimi Projesi’nin bir parçası olan İnsan Connectome Projesi’nin kullandığı teknikler arasında Manyetik Rezonans Görüntüleme yer alıyor. Projenin amacı farklı beyin bölgeleri arasındaki iletişimin yapı ve işlev haritasını ortaya çıkartmak. Difüzyon spektrum görüntüleme tekniği beyinde ye alan su moleküllerinin sinir hücreleri boyunca hareketlerini inceleyerek beyinde ilişki halindeki bölgeleri gösteriyor. Resimde (üstte) farklı renklerde görülen ipliksi yapılar, su moleküllerinin oluşturduğu işaretlerin takip edilmesiyle ortaya çıkıyor (Kaynak: Human Connectome Project www.humanconnectomeproject.org)

Tek bir sinir hücresinden tüm beynin modellenmesine
Aslında tüm hikaye burada son bulmuyor. Çünkü sinirbilim çalışmalarının önemli bir bölmesi bilgisayar kullanılarak yürütülen modelleme deneylerine dayanıyor. In silico olarak da adlandırılan bu faaliyet alanında, sinir hücrelerinin biyofiziksel çalışma prensibi baz alınarak oluşturulmuş matematiksel denklemlerle, beynin bir bölümünün ya da bütününün modellenmesi hedefleniyor.

Bu konuda adı en çok duyulan ise Avrupa Birliği’nin 1 milyar avro bütçe desteği sağladığı İnsan Beyin Projesi. İsviçre, Lozan merkezli proje, öncülü sayılabilecek, Mavi Beyin Projesi’nin (Blue Brain Project) devamı niteliğinde. Öncül projenin temel işleyiş prensibi, deney ortamında toplanan çeşitli verilerin, matematiksel olarak soyutlanması ve sonrasında modellenmesine dayanıyor. Bu mantık kullanılarak, mikro sinir ağı düzeyinden mezo sinir ağı düzeyine uzanan, nihai olarak da tüm bir beynin modellenmesini hedefleyen bir çalışma planı mevcut (Resim 6).
xxxxx
resim6.png
Resim 6: İnsan Beyin Projesi’nin öncülü olarak ilan edilen Mavi Beyin Projesi ile son on yıl içerisinde tamamlanan sıçan beynine ait, tek bir kortikal kolonun modeli görülmektedir (üstte sağda). Bu kortikal kolonun modellenmesinde, deneysel veriler tek sinir hücresi düzeyinden başlayarak, sinir hücrelerinin birbirleriyle olan ilişkileri takip edilerek, daha geniş bir ölçekteki sinir ağına matematiksel modeller kullanılarak aktarıldılar. Sıçan beynine ait tek bir kolonun modellenmesi (10 bin sinir hücresi), işin çok küçük bir parçası. İnsan Beyin Projesi ile bu modelin insan beyni düzeyine aktarılması hedefleniyor. Projenin, modellemede kullanılacak bilgisayarların kapasitesi ve hızının seyrine göre ilerlemesi hedefleniyor (üsste solda) (Kaynak: Blue Brain Project, EPFL; Computer modelling: Brain in a box; M. Mitchell Waldr)

Projenin en önemli ihtiyaç kalemi, milyarlarca sinir hücresinin aktivitesini modelleyecek süper bilgisayarlar. Bu konuda IBM ile işbirliğine giden araştırmacılar, işlemcilerin hızındaki artışın projenin ihtiyaçlarını karşılayacak bir ivmeye sahip olduğu görüşünü taşıyor.

İnsan Beyin Projesi’nin geniş bir konsorsiyum olması, farklı laboratuvarlarda süregiden deneysel çalışmaları bir araya getirecek olması büyük önem taşıyor. Proje, on yıl içinde, insan beynini bir bütün olarak modellemeyi hedeflerken, konuya temkinli yaklaşanlar da var. Konunun eleştirmenleri, varolan modelin beynin farklı yörelerinin birbiriyle etkileşimini açıklamada yeterli veriye sahip olmadığı görüşünü paylaşıyor.

Avrupa Birliği’nin 1 milyarlık Beyin Projesi’nin bilim camiasını kasıp kavurduğu bir dönemde, gündeme bomba gibi düşen bir diğer haber de Obama’nın basın toplantısı düzenleyerek Beyin Girişimi’ni halkla paylaşması oldu. 3 milyar dolarlık bütçeyle kamuoyuna tanıtılan projenin hedefi insan beynindeki tüm sinir hücrelerinin faaliyetlerini haritalamak olarak özetlendi. Özellikle, ölçüm tekniklerinin geliştirilmesi konusunda teknolojik bir yatırım boyutu da taşıyan proje, ABD’deki bir dizi laboratuvarın ortak çalışması olarak tasarlanıyor.

Sonuç yerine
Aslında insan beyninin şifresinin çözülmesi, bilimkurgu filmi senaryolarına taş çıkaracak kadar uçuk projeleri gündeme getirebilir. Sibernetik alanında çağ atlamamıza neden olabilir. Akıllı robotlarla çevrili bir dünyanın başlangıcını ilan edebilir. Bu kısmını belki bir ütopya olarak okuyabiliriz. Ama belki bu kadar uzağa gitmeden, en basiti, sinirsel hastalıkların anlaşılmasına ve tedavisine katkı sağlayabilir. En önemlisi, insanın evrimsel yolculuğundaki kaptanın seyir defterini gözler önüne serebilir. Öte yandan, bu kadar heyecanlı görünmesine rağmen, çoğunlukla kamu kaynaklarıyla yürütülen bu bilimsel faaliyetlerin ürünlerinin, zengin ülkelerde bile toplumun çoğunluğuna yansımasının çok uzun zaman aldığını, ürünleri anında kullanabilenlerin çok sınırlı bir zengin kesim olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Şurası açık ki, kapitalizmin altedildiği bir dünyada, beynin şifrelerini dize getirmek ve hediyelerinin tadını çıkarmak çok daha keyifli ve heyecan verici olacak.

Ek kaynakça:
Neuroscience: Solving the brain, Alison Abbott Nature 499, 272–274 (18 July 2013)
High-throughput anatomy: Charting the brain’s networks Vivien Marx Nature
490, 293–298 (11 October 2012)
Neuroscience: Making connections Jon Bardin Nature 483, 394–396 (22 March 2012)

Bu yazı ilk olarak soL gazetesinin BilimsoL ekinin 8 Ağustos 2013 tarihindeki dosya konusu olarak yayınlanmıştır.
BilimsoL ekibinden Özgür Genç hazırladı.
facebook.com/BilimsoL
twitter.com/BilimsoL

http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji ... beri-77733
Günün özlü sözü:
Sermayenin bilime düşmanlığı, tüm insanlığı yaralıyor...

TV’de “Bilimsel tartışmalar yasaklanmadan” programında Perihan MARDİNLİ diyor ki: Gün gelecek toplumsal yönetim düzenekleri, hükümetler yerine bir çeşit bilgisayarlar ağına bağlı kılınacak ve bu evrede paranın yeri nerede olacak, öngörebilir misiniz; ya bir çeşit atık özdekler (maddeler) çöplüğünde ya da uygarlıklar öncesi nesneler müzesinde...

https://fbcdn-sphotos-b-a.akamaihd.net/ ... 3472e7d9b3
*Geriye ne kaldı; bir huni bir de başımızda RTE varken bilime de gerek kalmadı; yargıya da!*

Mustafa BAYBURTLU; genel bir soru yöneltecegim: İnsanlıgın sefaleti kavramını özetler misiniz?
- Sefalet karşımızda degil artık, biz onun içerisindeyiz; kimimiz bir çeşit esrimiş (sarhoş) kimimiz bunalmış bogulmak üzereyiz; kimimiz bilincindeyiz... Panorama vahim; izlediginiz gibi, insanlıgın ve uygarlıgın en bilinen yeminli hasımları, gelenekleri geregi uyanıklar; üstlerine düşeni, kaniçicilik projelerinin gereklerini aksatmadan acımadan aralıksız yürütüyorlar...

- Siz bu dökümanı nasıl yorumluyorsunuz, ZIGANALI dostumuz?
- Dobra konuşmalıyım! Yakıcı sorunsalımız burada çok ciddi ve içeriği bilimsel zenginlikte verilerle somutlanmış! Somut gerçek, antisemitiktir. Gerçekçilik, antisemitik aktivizmin ta kendisidir. Gerçeği savunan, antismitisttir, humanist eylemcidir. Buna karşın anımsamak gerekir ki, su uyur sionist yılan uyumaz; bakınız; insan kimliğindeler, çevremizdeler; hem suçlu hem güçlü olan bu yaratıklar yani Yahudiler/ Yedek yahudilik olan islamlığın tüm BOP’çu tarikatları, Masonlar/çanaklarını yalayan fasonlar/taşaronlar... lions tiketli çakalları, rotaryanları, el ayak yalayan uşakları, sahte gazeteci yandaş medya sahtekarları, lobbyleri ve tetikçileri hemen her zaman hep bir aradalar.

Ancient Enemies of Humanity; it's united, but victims.... Humanbeing should be awakened! Evet, insanlıgın yeminli hasımları birleştiler; uyanamayan ve birlik olamayan kurbanların şaşkınlıgı şaşırıtıcı...
Bunların altında inim inim inleyen mazlumlar ise henüz akıl almaz bir kafa karışıklıgıyla darma dagınıklar, ördek gibi şaşkınlar; inanılmaz derecede gereksizlikte küçük ayrıntılarda takılıp kalıyorlar...
http://abbc6.com/person_index-frames.htm
http://alandalus.files.wordpress.com/
- Tüm bu ayrıntılara nasıl ulaştınız? Olaganüstü bir performans; kutlarım!.. Bravo!
- Gücümü, umudumu sizlerden alarak aydınlatma emegini sürdürüyorum... Yeni bir sol kültür için dikine analizlerimle, mason NWO dükalıgının ve Musa'nın gayrimeşru çocuklarının pisliklerini deşifre etmegi sürdürecegim...
- Eline, diline, bilincine saglık Yoldaş Çelik SAVRAN
- Sagol FİŞEK; biliyor musun baban fakültede benim ögretmenimdi.

Konuyla en yakından ilgili, günün en yakıcı özlü sözü:
"Devlet politikasında kazara gerçekleşti kavramı diye birşey yoktur; olmuşsa, kazara olması mükemmel olmuştur." /-Franklin Delano ROOSEVELT
Bu değerlendirmeye bu stüdyoda bir daha döneceğiz; tartışmalara gireceğiz...

&h=330&w=660&a=c

{(*`.,´*)\

TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Bilim, dinci yobaz bağnaz ve sadistliğiyle insanlık tarihini kirletmiş olan MongoloidHunBarbarlığının elindeki dehşet filmlerini aratmıyor... Doktor unvanı taşıyan kanniballer arasındayız; sonumuz hayrola!
Ve medyadan kesitler gösteriyor; iyi bakalım!

Ameliyatta iftar molası veren doktor terfi etti
Red. Haber.Sol.org TV 4 Eylül 2013

Sağlık Bakanlığı'nda tartışma yaratan görev değişikliklerine bir yenisi daha eklendi. Sağlık çevrelerinde, Şişli Etfal Hastanesi’ndeki görevi sırasında 3 buçuk yaşındaki bir çocuğun ameliyatına iftar molası veren doktor olarak tanınan Ali İhsan Dokucu, Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı oldu.

Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanlığı’na yapılan atama tartışma yarattı. Cumhuriyet'in haberine göre, görevden alınan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı Hasan Çağıl’ın yerine atanan Ali İhsan Dokucu, sağlık çevrelerinde, Şişli Etfal Hastanesi’ndeki görevi sırasında 3 buçuk yaşındaki bir çocuğun ameliyatına iftar molası veren doktor olarak tanınıyor.

3 buçuk yaşındaki çocuğun ameliyatında iftar molası
Eski Sağlık Bakanı Akdağ’ın danışmanıyken göreve getirilen Hasan Çağıl, geçen hafta görevden alınmıştı. Çağıl’ın yerine geçecek isim önceki gün belli oldu. Göreve İstanbul İl Sağlık Müdürü Ali İhsan Dokucu getirildi. Sağlık çevreleri, Dokucu’nun adını ilk olarak “ameliyata verdiği iftar molası” ile duydu. Edinilen bilgiye göre Dokucu, Şişli Etfal Hastanesi’ndeki görevi sırasında, 3 buçuk yaşındaki bir çocuğu ameliyat ederken, iftar için yemek molası verdi. Çocuk, ameliyat masasında karnı açık bir şekilde 20 dakika bekledikten sonra Dokucu ameliyata devam etti.

Jet profesör iddiası
Dokucu’nun aynı zamanda “jet profesör” olduğu öne sürüldü. Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeyken Bilim Üniversitesi’ne atanarak “profesör” unvanı alan Dokucu, YÖK yasasının izin vermemesine karşın unvanı aldıktan sonra Şişli Etfal’e geri dönmüş ve görevini “profesör” unvanıyla sürdürmüştü. Profesörlüğe yükselmek için vakıf üniversitesinde “görünen” Dokucu, kendisi hakkında çıkan iddialara, İl Sağlık Müdürü iken, “Halihazırda Bilim Üniversitesi’nde eğitim faaliyetlerini yürütmekle birlikte, 2547 sayılı Yükseköğrenim Kanunu’nun 38. maddesine göre ‘Bakanlığımızın takdiri’ ve onayıyla Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde klinik şefi ve Istanbul Sağlık Müdürü olarak görevini ifa etmektedir” yanıtını vermişti.

http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyas ... beri-79094

Günün ağlatan sözü:
Tüm bu açığa çıkanlar, Musa'nın gayrimeşru dölü olanlar, dinsel safsataları kondom gibi kullananlar, insana düşmanlığını resmi makamları da kendine silah edinerek uygulayanlar, ikiayaklı yılanlar; toplumu zehirleyen mason rotaryan lions etiketli yahudi tarikatlarının elemanlarıdır; insanlıkla ilgileri, insanmışcasına kimlik kartı taşımalarıdır... Haksızlık olmasın, gerçek yılandan azıcık farklı yanları var; yılan, doğuştan yeminli kinli beyni nefretle yoğrulu bir yaratık değildir; gerçek yılandan bu açıdan özür dilerim!
http://lh3.googleusercontent.com/-w7NIR ... 15%2B-%2B1
Hayvanların tamamı kaniçici degildir. Fakat kökünü karanlık magara devirlerindeki safsatalara uydurmalara dayayan dincilerin (ilkel feodal Talmudian sadist Yahudiler ve onlardan din kopyalayan Saudi-siyon Wahhabist emperyalistlerin) tamamı kaniçicidir; felsefesi anti-uygarlıktır, ant-bilimdir, anti-İnsanHakları'dır...
http://lh3.googleusercontent.com/-ELJ5j ... 14%2B-%2B1


{(*`.,´*)\

TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: İktidarlar bireylerin özgürce çalışabilme fırsatını engelleyici bir işlev gösterirse hiçbir bilimsel sanatsal teknik buluşa kavuşamayacaktık. Son yıllarda ülkemizde kayda değer önemde bilimsel sanatsal teknik buluş sayısını biliyor musunuz; sıfır! Bilimsel tartışmalar yasaklanmadan önce gelişmeleri izleyelim; bu da bir kazançtır! Yakında “bilim günahtır; bilime de cihad açtık” derlerse ne yapacaksınız! Aslında, demelerine de gerek yok; irtica, başlıbaşına bilimin inkarı ve uygarlığa ihanetin kısa adıdır!
Ve medyadan kesitler gösteriyor; iyi bakalım!
Dünyanın sonuyla ilgili bir iyi , bir kötü haber: ****Bunu daha önce duymuş muydunuz?***
Independent gazetesinin, "İyi haber sütunlarında: Dünya (nükleer radioaktif silahları ve yıkıcı gazları anında durdurup akıllı uslu olursa) 1, 75 milyar yıl daha yaşamı destekleyebilecek. Kötü haber: Varolan düzeyindeki iklim değişikliği nedeniyle (nükleer radioaktif silahları ve yıkıcı gazları anında durdurup akıllı uslu olursa bile) biz çok çok daha önceden yeryüzünden silinmiş olacağız" diye yazdığını daha önce duymuş muydunuz?***

Red. AcikGazete.com TV 19-09-2013
İngiltere'deki East Anglia Üniversitesi Çevre Bilimleri Fakültesi'nde yapılan çalışmanın ekip lideri Andrew Rushby, 'Güneşin boyutu büyüdüğünden, 1,75 milyar yıl kadar sonra sıcaklıklar artacak ve okyanuslar buharlaşacak. Koşullar insan yaşamının sürmesi için imkânsız hale gelecek. Ama araştırmada insan eliyle oluşan iklim değişikliği ya da bir göktaşının çarpması veya nükleer savaş gibi insan yaşamını yok edebilecek ihtimaller dikkate alınmadı' diyor.

Çalışmada ayrıca, dünyanın son dönemlerine gelindiğindeki ısı nedeniyle sadece belli ortamlardaki mikropların hayatta kalabileceği söyleniyor.

Araştırmada insanlar 1,75 milyar yılın sonlarına doğru hayatta kalabilseler bile, sonun birden gelmeyeceği, insan yaşamının tamamen sonlandıracak koşulların bir milyon yılda oluşacağı vurgulanıyor.
http://www.acikgazete.com/saglik-cevre/ ... ?aid=52716

Yorumlardan seçmeler:
Zeynep KAZANCI diyor ki: Zamanla birçok şey deşifre oldu; anlatsalar inanmazdık, hayınların kendi ağzından dinler olduk. Bir marifet gibi açıklıyorlar vatan hayınlıklarını, örneğin, elebaşı kendini ele veriyor, dyor ki: BOP görevini siyonistler verdi ...

Emine IŞIK diyor ki: AKP sanıklarının maskesini indiren gizli kamera kayıtlarımız var; örneğin bu ilginç klipte, bakınız kimler geliyor ekrana. Bunlar hem islamın düşmanı hem de tüm insanlığın!.. Filistin-Irak-Libya-Suriye oradaysa Çorum Maraş Sıvas Malatya burada; bakınız; Aleviler kendi topraklarında korkunç bir biçimde insanlık üzerine kan yağdıran NATO soykırımı benzeri bir performe faşizm altındalar; yıllardır sistematik fişlenme-izlenme ve eliminasyona uğruyorlar; benzeri azınlıkların haklarını savunan destekleyen aydınlar da aynı derecede saddistçe zulümlere uğratılıp inim inim inliyorlar...



Hüseyin AKAY diyor ki: Vicdansız diktatör Bi-rAcaip Tahrip ERBO GANG'ın NATO terröristleri, Suriye'li Alevi ailelerin çocuklarını, Alevi olmak suçu(!)ndan dolayı öldürüyorlar...
&jq=100
Senem USLU diyor ki: Ortadogu'da biricik gerçek laik devlet Suriye'dir; bunun yıkılması, kuzeyindeki topraklarda da laiklik umudunu yok eder ve aslında BOP'çu AKP gizli yeşil mason diktasının da istedigi bir taşla iki kuş vurmak, katledilen hristiyanlarla alevilerle birlikte laikligi de gömmek...

Recep Tahrip ERBOGAN'ın NATO elemanı, bir Suriye'linin kafasını bıçakla gövdesinden ayırıyor...
Yorumlardan seçmeler:
Nalan NAGEHAN diyor ki; Alevilere ve genelde tüm aydınlara, tüm duyarlı insanlara karşı soykırım yürüten AKP (Allahsız Katiller pxxxler) diktatörlügü, döktüğü kanların hesabını, tıpkı diger bir Amerikan NATO uşagı olan Adnan MENDERES gibi "tarihe ikinci bir ibret, BOP'çu musibet münasibi sehpada" sallanarak vermelidir!

Perihan TOKATLI diyor ki: NEFRETE DOYMAYAN SÜRÜ CÌNSÌNDEN BOP'çu yeşil sionist AKP diktatörlüğü, Mustafa KEMAL'in, kadının kafasını bez kafesten kurtaran reformlarını “ilga” etti, köklenme sırası laiklikte... Cumhuriyet 100. yıldönümünü kutlayamayacak, endişesindeyim...
Gerçek niyetleri yavaş yavaş anlaşılıyor. Bu bir NWO şebekesidir, vatan hayınlığıdır, mağdur halkımıza karşı hıyanettir ve anlaşılıyor ki daha nice nice gizli kapaklı kalmış, örtbas edilmiş canavarlıklar var...
- Peki; orijinal adı nedir bu dökümanter filmin?
- Klibin üzerinde şöyle yazılı: Handicapped communities... Some kind of project of the NWO...
- NWO nedir? Yeni Dünya Düzeni, fakat adını değiştirdi; JWO diye anılıyor sözel alanlarda; JewWorldOrder. İzleyen klip bunu daha ayrıntılı belgesel biçiminde içeriyor; etiketi: Neo-Imperialist process runs by the Zionist lobbies. It's most performed modernized barbarity. JWO exposed by the horny satanistical experiments and it was been a global laboratory and its almost realized on the satellite regimes in the EU, MidEast, Minor Asia etc...
- İnsanlığa karşı tarihsel köktenci düşmanlık, kendine kılıflar ararken önce bir dinsel temel türetmiş sonra bir teori de uydurmuş...
- Zulmün de teorisi Yahudilerle başlamış oluyor; anladım da, bu nedir, neresidir bu Minor Asia?
- TurCIA, Gladio laboratuvarı!
- İzleyelim!


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de bir bilim adamı diyor ki: Virus bedene girmiş; EU'nun en derinine işlemiş


***Bunu daha önce duymuş muydunuz?**
İnsanlığa en yararlı buluşları yapmış olan bilim adamlarının, din tacirleri tarafından en çok iftiraya ve saldırıya uğramış figürlerin liste başında bulunduğunu biliyor muydunuz?

http://lh6.googleusercontent.com/-krgwr ... 14%2B-%2B1
Melahat BOYABATLI diyor ki: Mucizelerle mütecehhiz (vay vay Arapça dansöz gibi oynak bir dildir, imamlar gevelerken duyarsan sanırsın ki yeni bir vahiy dalaveresidir) olduğu söylenen ve nedense hep cahillere gönderilen peygamberlerden hiçbiri ne çiçek aşısını buldu ne de Sony SmartInstruments iPhone computer vbg aygıt. İrticanın en diktası, sahtekarlıkların dikalası AKP, utanmadan parti bayrağında ampulü kullanırken Edison'un kafir olduğunu elbette biliyordu ama ona oy verenlerin dedemin sürüsüne yararı bulunan kangal fidosu ve çomar enikleri kadar zekası bulunduğuna, doğrusu ben bugünden (hırsızı cumhurbaş seçmeleri ve katilliği islamlıkla bağdaşır saydıklarını açığa vurmalarından) sonra asla inanmıyorum.
Bayan Duygu BAYBURTLU diyor ki: *Bana, ona, buna, şuna değil de kendi beynine az saygn varsa, düşünce ve araştırma emeğini bilim üzerinde yoğunlaştır; arapların yahudilerden çalıntı safsataları üzerinde değil!*

Naci KUTLAY diyor ki: *Sömürgen iktidarlar, en kolay kaldıraç olarak dinselliği kullandıklarından, bu kullanma yoğunluğuna paralel oranda, bilim ile din arasındaki mücadele de yükselen bir grafik izler.*
http://lh5.googleusercontent.com/-QSTQy ... 15%2B-%2B1

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de bilim adamlarından Harun YÖNDEM diyor ki: İnsanlık, bilimi dinsel safsatalardan ve din tecimenlerinden (tüccarlarından) kurtaramadığı sürece ancak ve ancak çok kazanç getiren ilaçların hastalığına + piyasasına + özel hastanelerine + rüşvetle bakanlık koltuklarında oturanların çakalların ve sisteme egemen ikiyüzlü sahtekarların oyuncakları olmaktan asla kurtulamayacağız… Bir uyruk cennet vaadi ve o kadar gerizekalıca uyduruk cehennem korkusundan dolayı tapınaklarda yitirilen zamanı bilime yönlendirebilseydik yeni dünyalarda ölümsüz yaşamları gerçekleştirmiş olacaktık. Fakat sisteme egemen olanların işine gelmediği için, laboratuar yerine sinagog (ve işlevsel olarak onun kopyası camiler) yaparlar; bizi sağaltmazlar sağarlar… (*sağaltmak: hastalıktan kurtarmak)…
Ve medyadan kesitler gösteriyor; iyi bakalım!

BİLİMİ DİNDEN KURTARMAK
Red. Haber.Sol.org TV Yazan Bayan Özgür Keşaplı Didrickson, Norveç 19 Ekim 2013/
Geçen hafta, dinci gericiliğin ülkemizde nicedir güçlü soluduğunu hatırlatan bir örnek olarak, AKP henüz iktidara gelmemişken, yaşadığım korkutucu bir olaydan söz etmiştim. Geldiğimiz noktada dinci gericiliğin karanlığı, beyinlerden bedene her yana kolaylıkla uzanıyor. Özellikle eğitim alanında yaşanan gelişmeler kaygı verici. Çocukları ve gençleri bu karanlıktan korumayı, dahası ondan kurtulmayı nasıl başaracağız? Bilimi öğretmek yapmamız gerekenlerin başında geliyor olsa gerek.
Hemen her yerde dinci gericiliğin -genel olarak dinin- karşısına bilimi koyuyoruz. Dünyada da genel olarak böyle. Bilim ve din yoğun tezahüratımız altında iki boksör gibi dövüştürülüyor. Aynı sikletten olmayan boksörler gibiler oysa; dövüşmeye niyetli oldukları da şüphe götürür. Bilimin ne olup olmadığını bilmediğim yıllarda, ben de onları tereddütsüz boks ringine koyanlardandım. Bilimin köşesinde dövüşmek için formam da hazırdı. Dinci gericiliğin yaşamımız üzerine düşen karanlığına öfkeli bir ateisttim.
Varlığı ya da yokluğu bilimsel yöntemlerle test edilemeyen konuların -örneğin din çatısı altında ele alınan her şey- bilimin uğraş alanında yer alamayacağını ilk olarak üniversitede, evrim dersinde okuduğumuz kitaptan öğrenmiştim. Anlaşılır nedenlerle, sorgulayan ve sorgulamayan beyinlerin çarpışması, ezelden beri savaşır görünseler de, bilim doğa kanunları, din ise doğaüstü olaylarla ilgili olduğu için aslında kulvarları ayrıydı; birbirlerinin düşmanı sayılmazlardı. Herkesin kendini bilir bilmez öğrenmesi gereken bilim tanımıyla gözeneklerim açılmıştı. Ateistliğimin bilimsel bir duruştan çok, gördüklerime verdiğim tepki olduğunun da farkına varmıştım. Yokluğunun kanıtlaması mümkün olmayan şeyler için, kesin bir dille konuşulması da -örneğin Tanrı yoktur- bir tür inanca sahip olmak demekti. Bir bilimci inançlara, sezgilere göre değil; bilgiye, eldeki ölçülüp tartılabilir verilere dayanarak görüş bildirirdi. Bu bilgiler ışığında ateistlikten agnostikliğe geçmiştim. “Bilinemezcilik” olarak da bilinen agnostisizme göre, bir yaratıcının var olup olmadığına dair soru yanıtlanamaz, bir yaratıcının olup olmadığı bilinemez.
Bilimin düşmanını yok edecek bir savaşçı olarak konumlandırılmasından da, özel yaşamımızla ilgili olması gereken inanç konularının yaşamın her alanında türlü baskılarla karşımıza dikilmesinden de bunalmış biri olarak yüklerimden kurtulmuştum.
İnandıkları bir yaratıcı adına düşünmeden katliam yapabilen, savaşlar çıkaranlarla aynı kefeye koyacak değilim ancak bilimsel olmayan açıklamalar, alaylı ve küçümseyici tavırlarla ateistlik propagandası yapanlar da kaygı duymama neden oluyor. Ülkemizi her türlü gericilik kuşatmışken bile, bilim yapmaya soyunanlar arasında aşırma, yalan, halkı kandırma, kibir ve bağnazlık gibi davranışların pek de nadir görülmediğini öğrendim. Meslektaşından ve halktan kendini üstün gören bilimcilerden midem bulandı. Televizyonlarda da sıklıkla karşımıza çıkan bu davranışın, bilime büyük zarar verdiğini ve kibirli, topluma karşı sorumluluk hissetmeyen bir bilimci algısı yarattığını düşünüyorum. Herkesin eşit eğitim fırsatına sahip olmadığını, din gibi konularda tutumumuzu belirlemede ailemizin, yetiştiğimiz çevrenin büyük önem taşıdığını, bilimden söz edip duranlar göremiyor mu? İnsan psikolojisi bilim alanına girmiyor mu? Birini aşağıladığımız zaman, sağlıklı iletişimin, dolayısıyla iki taraflı bilgi akışının önünü tıkadığımızın farkında değil miyiz? Sağlıklı bir iletişim kurmadan dünyayı daha adil ve güzel olacak şekilde değiştirip ilerleyebilir miyiz?
Coğrafyamızda laikliğin ağır yenilgiye uğraması ve dinci gericiliğin güçlenmesi karşısında, ellerine ovuşturanlar o kadar çok ki, ilerlemek için ışığa ihtiyacımız var. Bilimi bir an önce boks ringinden kurtarıp, bilimin özgürce nefes almasını sağlamalıyız.

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ozgur- ... rmak-81231

Filiz KARAKAŞ diyor ki: *Devlet duyarsız diye halkın da duyarsız olması gerekmez!*

Redaktör: Gerekmez elbette!
TV tartışma stüdyolarımızın sürekli konuşmacılarından Hatice GÜNEŞ diyor ki: Birçok pisliğin günümüzde gizlisi saklısı kalmamıştır. Kirli çamaşırlardan birini sergileyeceğim; bu foto size ne anlatıyor; evet bildiniz, fişlemeci bir sadist Kocaeli'de maskesini düşürdü; özetle bu it deşifre olmuştur, bu vicdansız utanmaz ajan Özcan TOX tehlikeli bir JITEM informatörüdür; insan avcısıdır.


-♥•`.´•♥-


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de bilim adamlarından Hasan KAVRUK diyor ki: Aslında iş bulmuş bulmamış sıradan halk, iktidarın miligram tasası değil... Yani devlet insanları istihdam etisn de işsizlik sona ersin gibi bir resmi planlama da umurunda değil egemen güçlerin, üniversitelerin niteliği de, bilim de sanat da; Kaballah denilen Global siyonist dogmatizmi, tüm kültürlerin yerine geçirmek ve Kaballah beyinyıkama sisteminin militer mafyası Usrael'i her ulus üzerinde egemen kılmak istiyorlar; işin özü budur...

TV tartışmacılarından Mine BARDAKÇI anlatıyor: Doğu Anadolu'ya Çerkezlerin hayın Dönmeh olan kabilelerini getirerek Ermenilerden kalan evlere yerleştirenler mason iktidarlardır... Doğu Anadolu'ya Azerbaycan'dan hayın Dönmeh kan davalı kavgacı yağmacı soysuzları ve özellikle Azeri Çingenesi kabileleri getirerek Ermenilerden kalan evlere yerleştirenler mason iktidarlardır... Anadolu'ya İran'dan hayın Dönmeh kan davalı kavgacı yağmacı soysuzları ve özellikle yarı farsi Çingene kabileleri getirerek Ermenilerden kalan evlere yerleştirenler mason iktidarlardır... Bu Çingenelerden bazıları daha sonra insan avcılığı operasyonlarında av köpeği gibi kullanılmışlardır öneğin Güneydoğu'da O-hal bölgesinde tam 10 yıl boyunca bir sadist görülmüştür; adı, Xxxxxxxx olan bu vicdansız, fişlenmiş memurları ve çoluk çocuğunu izleyerek filme almış, işkence çekmeleri için iftira makinası gibi suçlamalar üretmiş, örtüü ödnekten para almıştır. Aldığı kirli kanlı para Sakarya'da bir bankanın kiralık kasasındadır; neden orada, çünkü emekli olunca oraya yakın bir yere saklanmıştır; Kocaeli Derbent'te bir çiftlik evine... Kafatası avcısı Xxxxxxxx tüm enişteleri gibi şerefsiz bir çingenedir; bilim adamlarına düşmandır; TÜRK DÜŞMANIDIR + KÜRT DÜŞMANIDIR + bir hobby gibi geceleri keyif için girdiği mezarlıklarda mezartaşlarını kırdığı Alevilerin düşmanıdır; onurlu insanlara ve aydınlara kin kusan çok ender raslanır cinste çarpık ruhlu bir yaratıktır; kısaca insan düşmanıdır; yani sistematik olarak HALKLARI BÌRBÌRÌNE KARŞI FITNELEYEN ISRAEL AJANIDIR
Küçük Asya'nın yalnızca Anadolu ya da Doğu Anadolu bölgesine değil hemen her yerine Çingeneleri grup grup yerleştirenler mason iktidarlardır. Kürtlerin Ermeni evlerine ve arsalarına ödül gibi yerleştirilmelerinde de bir özellik sırıtmaktadır; "ödül"lendirlen Kürt cinsi, kültürüne sahip çokmayan ve kan davası bölgelerinden sürülen vahşi cinstir. Yani, Kürtlerin ikinci cinsi;onuruna, kültürüne sahip çıkan Kürtler de kayırılmamıştır, hatta Ermeniler gibi kıyılmışlardır; bu nokta çok önemldlr ve ne yazık ki Kürtler bile bunun tam bilincinde olmayıp samanı karıştırmaktadırlar. Masonlar, dengeli karakterleri ve kendilerinden olmayan kültürel mirası sevmezler; Kürtlerin kültürel değerlerini de yakıp yıkanlar masonlardır. Son yıllarda Kürt Türk ayırımı da kalmadı; ana hedef Türkler olmağa başladı. Şimdi kültürel bir kökleme "demolizasyon" salvosu var; bu kez Türk kültürüne saldırıyorlar. NWO'nun teknik donanımlarla yenilenen tüm silahları, ikiayaklı vicdansız makinalaşmıl elemanları, Türk kültürü adına ne varsa köklüyorlar... NWO, tıpkı NATO gibi birtakım enüdstrileri harekete geçirmişti; ivmesini hızlandırdı... Ne istiyor bu insanlık düşmanları; ne mi, çok açık: son deşifre olan amaç, Türklüğü yok etmek, Kaballah olmayan kültürleri dejenere etmektir. Hiçbir yatırım raslantısal değildir. Kaballah denilen sapık siyonist dogmatizmin finansal güçleri, BOP güçleridir. Genel ve büyük Ortadoğu hedefleri, demografik dengeyi bozmak ve bu hedef BOP'un yan projesidir. Bütün bu vampir sürülerinin ayrı ayrı imişcesine sunulan kabile kökenlerine takılmadan ortak özelliklerine bakılırsa, arkalarında mason fianns çevreleri vardır ve kendileri herkesten keskin müslüman görünen, politikalarına ve politik suçlarına dinselliği araç eden sahte müslümanlardır. Dinsel inançları bir baston gibi kullanmak iki işe daha yarıyor; Kemalizmin laik temellerini kemirip silmeğe, artı siyonizmin islam içinde Evangelist gedik açmasına. Bilindiği gibi, Evangelizm, hristiyanlık sapması olup kendilerinin hayvan (Goyim) olduğunu, İbranilerin ise gerçek üstün ırk insan (Goy) olduğunu kabul eden ve bu kabullerinden dolayı yaşamalarına izin verilen dinsel sürüdür. Aynısını islam dünyasına gerçekleştiriyorlar; İbranilerin hedeflerine istihdam olmağa ehil olan müslümanlar, bagımsızlıktan yana olanlar ve ploitikaya dinselliği karıştırmayanlar; elbette bu sonuncu işlerine yaramaz, fişlemeğe dışlamağa uğrar; onlar da elimine ediliyorlar...

TV’de “Bilimsel tartışmalar yasaklanmadan” programında Hatice GÜNEŞ diyor ki: Birçok pisliğin günümüzde gizlisi saklısı kalmamıştır. Kirli çamaşırlardan birini sergileyeceğim; bu foto size ne anlatıyor; evet bildiniz, fişlemeci bir sadist Kocaeli'de maskesini düşürdü; özetle bu it deşifre olmuştur, bu vicdansız utanmaz ajan Xxxxxxxx tehlikeli bir JITEM informatörüdür; insan avcısıdır.


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de bir bilim adamı diyor ki: Komedi gibi bir şey, "kitabına uydurulmuş bir soygun" daha... "Geçiş sürecindeyiz, bilimsel denklik için bilim adamlarına ve çagdaş laboratuarlara, TÜBITAK benzeri kurumlara gereksinim var; bizi sübvanse et EU", denilmiş. "Al ettim, demiş European Union finans otoriteleri; fakat bilim adamları hava alırken filim adamları fonları gemilere yükleyip engin denizlerde yitip gitmişler... Lütfen, sabırla okuyunuz, bu olay, Kemal SUNAL senaryosu degil! Avrupa Birligi diyor ki; baş imzacı sensin, bu fonları aldım diye imzala başsorumlu sensin! (O figür kimdir; öngörebilirsiniz; uzun biri). Başsorumlunun sekreteri diyor ki, imza atılması gerekmişse atmıştır ama suistimal varsa yapan mutlaka Penislivanya dayıdır. "Başbakan Erdoğan Avrupa Birliği yetkililerini aldatmış" başlıgıyla Avrupa'da 3 martta ilk sayfalardan verildi; Türkiye'de o gün (bugün) yandaş medya tısssssssssss...
3 Mart 2014
Cemil CAN H&H ForumYorum

Peki kim Cemaati aldatmış!…
Cemaat’i aldatan da büyük olasılıkla Obama bin LADIN'dir…
Ergenekon davasına bakan hâkim ve savcıları ise, soruşturmalarda görev alan F Tipi polisler aldatmışlar…
Aldatılamayanlar da var elbette; onlar AKP’ye koşulsuz destek veren yığınlar!..
Bu aşamada “aldatıldık” demek bir tek onlara yasak!..

Başbakan Erdoğan, oğlu Bilal ile arasında geçen konuşma “tape”lerinin sızdırılmasından sonra, en acımasız biçimde saldırganlaşmış: “Aldatıldık, gerçekten safmışız” diyerek, yine mağduriyet edebiyatına sarılmıştır. Din duygularına ek olarak, merhamet duygularını da sonuna kadar sömüreceği kesin!.. Oğlunun evinde bir oda dolusu para olan bir baba, üstelik de Başbakan iken, hala yoksul halka, kendini acındırmak istiyor… 11 yıldır ne istedilerse verdiği ortağı Cemaat’in, kendisine ihanet ettiğinden yakınıyor hala… Meğer, kendi elleriyle teslim ettiği devletin kurumlarından; bakanlarının ve kendinin, çocukları ile yaptığı telefon konuşmalarını dinlemişler!.. Cemaat’in yaptığı ortaklıkla bağdaşmaz elbette; yasa dışı ve terbiyesizce… Başbakan önce onlara yapılması gerekeni yapsın da görelim, mağduriyetlerini ondan sonra dinleyeceğiz!..

Başbakan, yalanla(ya)madığı o konuşmalarda geçen milyarlarca liraların, yatak odalarındaki kasalarda, ayakkabı kutularında ve odalarda ne aradığını da anlatsın bize… Ecevit’in vaktiyle çıkardığı ve 2003’te yürürlüğe girecek olan “nereden buldun” yasasına, vaktiyle en hararetli karşı çıkan Erdoğan’dı… İktidar olanağını eline geçirir geçirmez, ilk işi bu yasanın yürürlüğe girmesini engellemek olmuştur. Acaba neden? Demek ki, ileride ne yapacağı inceden inceye planlamıştı. Başbakan Erdoğan, mağduriyetlerine geçmeden önce, başbakanlığa seçilmeden önceki, yırtık ayakkabılı durumu ile şimdiki malvarlığı arasındaki korkunç farkı, açıklamak zorundadır!.. Gerisi masaldır bize…

Kendi söylediği kadar “saf” olan bir adam, halkı borç içerisinde yoksulluk ve açlık sınırında kıvranırken, neler yaptı da dünyanın en zengin başbakanı oldu, bize de anlatmalıdır!.. Paraları için torunları sevinsin, eğer yasal yollardan bu kadar zengin olmayı başarabildiyse kendisini kutlayacağız. En azından zengin olmanın yollarının bir kısmını, kendisini kayıtsız, koşulsuz destekleyen saf halkı ile paylaşmasını bekleriz!..

Bu aşamada Erdoğan’ın “aldatıldık” yalanına dileyenler inanabilirler!.. Ama çok iyi bildiğimiz bir şey var ki, o da kurumların kolay kolay aldatılamayacağıdır. Çünkü devlet kurumlarının duyguları yoktur. Kurumlar, heyecanlanmazlar ve hisleri ile iş yapamazlar. Onlar, hizmetlerini yasalara ve kurallara göre yürütürler. Bu nedenle hukuka uygun hareket eden kurumları aldatmak, mümkün olamaz!.. Ancak o zaman çağdaş değerlere ve yasalara uygun hareket eden devler adamları, “hukukun üstünlüğüne saygılı” kabul edilirler… Yasaları hiçe sayıp, keyfi hareket edenler, günü gelir halkı da kandırabilirler!.. “Muz Cumhuriyeti” deyimi, böyle devletler için kullanılır… Dolayısıyla, Başbakanın; “aldatıldık” itirafından, devletin kurallarla değil, egoist duygularla yönetildiği sonucunu çıkartılabilir!..




Zaman hızla ilerliyor. Ulusların, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümlerin geldiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişmesini inkar etmek olur. – Mustafa Kemal

''Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir...''
Mustafa Kemal
(Kılıç Ali-Atatürk'ün Hususiyetleri-Sayfa 116)
https://lh3.googleusercontent.com/-dczf ... 2BMars.jpg

James MORRISON diyor ki: *Raslantı değildir ki hiçbir peygamber astronomiden anlamıyordu; çoğunun aklı fikri, kıl çadırlarına bebek yaşta çocuk avlayıp uydurma vahiylerle tecavüz etmekti. Bilim de uçkurlarına bağlıydı, sanat da!*

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TÜBİTAK ASALAK ve UYDURMA BİR KURULUŞTUR; bu mekanizmada yuvalananlar, halkın alınterinden ve gözyaşlarından damıtılarak ceplerine giren aylıkları, geri ödemek zorundadırlar. Aldıkları haramdır; çaldıkları haramdır. Böyle soytarılıklara sessiz kalan CHP milletvekilleri de bugüne dek bu halktan soyup aldıkları aylıkları, mutlaka ama mutlaka geri ödemelidirler, şovmenlikten başka işlevleri ve yetenekleri yoktut; asalakların etiketleri dışında birbirlerinden milimetre farkları yoktur..
TV NetSience-2 kanalında bir bilim adamı diyor ki: Bilimi de dolandırıcılığın aracı yapmağı başaran sahte Müslüman şebeke yine bizden çıktı…

Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu yetkilileri bile, AKP hükümeti tarafından “aldatıldıklarını” söylemişler… CHP milletvekilleri Loğoğlu ve Türmen, 17 Aralık’taki yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan bu yana, kendilerini korumak bakımından, hükümetin attığı adımların nasıl değerlendirildiğini incelediler. Avrupalı yetkililer, özellikle de Genişlemeden Sorumlu Komiser Füle; hükümetin “HSK’yı dondurduk” demesine rağmen, yasayı geçirmekle kandırıldıkları mesajını vermiştir!..

Hükümet de Cemaat’in, devlet içerisinde “paralel devlet” kurarak 7000 kişiyi dinlediğini ve kendilerini kandırdıklarından yakınıyor mu?.. Anlayacağınız, bu dönem işler, kandıran kandırana yürüyor!..

Erdoğan’ın “paralel yapı” dediği bir aldatmacadır, yalın gerçeği alalamadır sadece. Türkiye’nin içişlerine asıl doğrudan müdahale eden ABD’dir. Bu denklemde Cemaat, ABD’ye “hizmet” etmeyi taahhüt etmiş bir piyondur sadece. Tıpkı Erdoğan ve yol arkadaşları gibi… Her iki taraf da Obama’nın avucunun içerisindedirler!.. ABD’nin çıkarları gerektirdiğinde, birinden birini her zaman feda edebilir. Yerine yedeğini çağırır elbette!.. Bu iş bu kadar basittir işte!..

Seçimlerden önce, Erdoğan için dinlenme işi hayati öneme sahiptir. Türk halkı için öyle değildir ne yazık ki. Zira bütün dünyayı dinleyen ve kendi ellerimizle en mahrem (kozmik) odalarımıza girmesine izin verdiğimiz ABD, Türkiye’yi atlayacak değildi herhalde. Geçen aylarda dünya kamuoyunu şaşkına çeviren Almanya Başbakanı Merkel ile adı açıklanmayan 35 dünya liderinin, Pentagon tarafından dinlendiğini ne tez unuttunuz? Obama hazretleri, The Guardian gazetesinin sorusuna: ”Bir daha dinlemeyeceğiz!..” dememiş miydi?..

Başka bir ülkeyi dinlemek “casusluk” faaliyetidir. Bu gerçeğin altını çizelim. Peki, AKP hükümetleri döneminde; son derece ağır ve itibar kırıcı olan “vatana ihaneti” suç olmaktan neden çıkartmışlardır? Gerçekte bu suçu işleyenler, işgal sırasında düşman askeri ile kol kola girip, kendi halkını ispiyonlayanlar gibi lanetlidirler… Halkın “casus” dediği onursuz kişiler, suçları kanıtlandığında insan içerisine bile çıkamazlar!.. Bu tespiti de bir köşeye not edelim…

Dinleme skandalıyla Cemaat’in TÜBİTAK ayağı da ortaya çıkmıştır. AKP’nin iktidara gelmesinden kısa süre sonra, CIA’nın kucağında yetişen Fetullahcılar, haksız yere tutuklanan ve tehditle TÜBİTAK’tan ayrılmak zorunda bırakılan uzmanların yerlerini aldılar. İlk yaptıkları iş; devletin gizli görüşmelerinin yapıldığı MİLCEP K1 yazılımına müdahale ederek, İngiltere ve ABD için “güvenlik açığı” oluşturmak olmuştur… Bu şekilde, devletin dinlenilmez telefonlarını dinlenilir hale getirdiler!.. Kısaca, düşmanlarımızın bin bir zahmetle yapacağı dinlemeler, düşmana açık hale getirilmiştir!.. Demek ki, “vatana ihaneti” suç olmaktan çıkaranlar, bugünleri öngörmüşlerdi!.. Artık, düşmanlarımız, T.C kimliği taşıyan adamları aracılığı ile devletin kurumlarında faaliyet gösteriyorlar… Yaptıkları casusluk işi için, bir de Türk halkı kendilerine maaş ödemektedir!.. Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesindeki habere göre; Cemaat, çantada kolayca taşınabilen 14 adet ortam dinleme cihazı satın alarak Türkiye’ye sokmuştur!.. Neden devlet değil de Cemaat acaba?..

Sonunda Bilim ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, sızdırılan “tape”ler konusunda bakanlığın fikrini açıklamıştır. Fikri: Ses kayıtlarının teknik incelemeyi gerektirmeyecek kadar açık montaj olduğunu hissetmişmiş!.. Gördüğünüz gibi Teknoloji Bakanı, teknik inceleme istemiyor. Uzmanlara da danışmıyor bu konuda. O hislerine güveniyor sadece ve doğruca sonuca gidiyor!.. İyi de o zaman ne diye TÜBİTAK’ta bu işle görevli 5 “kripto” yazılımcısını görevinden aldınız?.. O çok güvendiğin hislerine göre, “tape”ler “montaj” ise, görevden almadan önce, devletin memurlarının bu işte suçları olduğunu ispatlamanız gerekmez mi?..


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de
TÜBİTAK, bilim ve teknigi hiçe sayan, islamofaşizmin yalancılığı ugrunda bir sahtekarlık makinası olan işlevleriyle TÜM TÜRKLERİ DÜNYA BİLİM KURUMLARI KARŞISINDA ONARILAMAZ DÜZEYDE ALAY KONUSU DURUMUNA DÜŞÜREN BİR UTANÇ SİMGESİDİR
Bilimi de dolandırıcılığın aracı yapmağı başaran sahte müslüman şebekeler, maskelerini düşürünce şebekler gibi çığlık çığlığa çırpınıyorlar…

Erdoğan’ın sesi, “Bu alçaklar devletin ‘kriptolu’ telefonlarını da dinlemişler” diye arşa çıkıyor. Başbakan bu sözleri oğluna verdiği “Bilal paraları sıfırla” talimatının dinlenmesi üzerine etmiştir. Zaten konuşmayı inkar da etmiyor şimdi!.. Hükümetin anayasacısı “kurt postundaki empatisiz kuzu” Burhan KUZU; bu ses kayıtları için “Ses kayıtlarına doğru olsa bile inanan yok” diyormuş!.. Doğru olan bir şeye inanmayan halk olabilir mi? Bu nasıl bir bakış açısıdır? Bir milletvekili, kendini seçen halkı bu kadar küçümseyebilir mi? Hükümet yalakası romancı Emine Şenlikoğlu; “Kaset doğru olsa ne derdin?” sorusuna, “Derdim ki, dindarlar zekâtını yoksullara ulaştırmak için Başbakana vermişler.” Emine, Başbakanın yerine yalan uydurmak sana mı kalmış? Hükümetin koşulsuz destekçisi olan gazeteci Fehmi Koru ise, ses kayıtlarının montaj olmadığı ispatlansa dahi inanmayacağını söyledikten sonra,”Tayyip Erdoğan, gibi biri harama el uzatmaz; diyelim Şeytan’a uydu, onun gibi biri, günahına çoluğunu çocuğunu ortak etmez” diyerek, AKP tabanının duygularına dört dörtlük tercüman olmuştur!.. Sözcüleri, AKP tabanının hislerini, bu cümlelerle dile getirmiştir!.. Bu gerçeği görmek ve ona göre hareket etmek zorundayız!..

*
Ancak erdemli insanlar özeleştiri yapabilirler… Bunun için; önce okuma yazma bilme, sonra okuduğunu anlayabilecek kadar akıllı olmak gerekir… “Aldatıldık” deme yerine, “biz hata yaptık” diyebilmek, erdemli insanların işidir!.. “En büyük hatayı yap ama en küçük hatayı savunma!” dememiş mi büyüklerimiz?.. Tersini yapmak için ne sebebimiz olabilir?..

İstismar edilmek suretiyle sömürülmek, “aşırı iyi niyetli” olmanın bedelidir. Bir eksiklik veya kusur olarak kabul edilmemelidir. Böyle birinin, af edilmeyecek tek hatası vardır: O da “istismar” edildiğini gizleyip, olmamış gibi göstermeye çalışmaktır. Bazı kişiler çevrelerine bu şekilde aldatılacak kadar “saf” olmadığını göstererek, kendilerini kanıtlamak isteyebilirler!.. Güya, ne yapmışsa bilerek ve isteyerek yapmışlardır!? Böylece kimsenin aldatamayacağı kadar “zeki” olduklarını göstermek ihtiyacı duyarlar. Belki biraz da “kurnaz” olarak tanınmak için, böyle ahmakça işler yaparlar. Çoğu kez bu noktadan itibaren “hatayı savunmak” gibi akıl dışı bir durum içerisine girdiğinin farkında bile olamazlar. Yaptıkları iş: Son tahlilde kendileri de dahil, milyonlarca insanı en acımasız şekilde istismar edilip, sömürülmesini savunmaktır!.. Ne yazık ki, halkımızın ciddiye alınacak önemli bir kesimi, bu duygular içerisinde bocalamaktadır!.. Aksi halde, suça katılmamış geniş yığınlar, ne diye “Soymuşsa bizi soymuştur” diyerek, yolsuzluk yapanları korumaktadırlar? Hırsızlara “iftira atılmıştır” diyerek savunma yapanların “medeni hakları kullanma ehliyeti” olup olmadığı mutlaka araştırmalıdır!..
http://www.halkinhabercisi.com/aldatildik
http://lh5.googleusercontent.com/-EwWlQ ... 3+2014+-+1
Susurluk çetesinden sonra en vicdansız çete

FONLAR YİTİK! Avrupa Birliği: Aldatıldık!..

-♥•`.´•♥-

Aslında iş bulmuş bulmamış sıradan halk, iktidarın miligram tasası değil... Yani devlet insanları istihdam etisn de işsizlik sona ersin gibi bir resmi planlama da umurunda değil egemen güçlerin, üniversitelerin niteliği de, bilim de sanat da; Kaballah denilen Global siyonist dogmatizmi, tüm kültürlerin yerine geçirmek ve Kaballah beyinyıkama sisteminin militer mafyası Usrael'i her ulus üzerinde egemen kılmak istiyorlar; işin özü budur...

Sosyolog Filiz KARAKAŞ diyor ki: *Seçimler yenilensin!*


Yanıtını bulamadığım sorular / bilimin açıklayamadığı olgu’lar:
http://lh3.googleusercontent.com/-gp0uT ... 3+2014+-+1

Abraham M. GÖHTÇEK, 30 mart 2014 gününde, seçim sandıklarından birinde geçerli 173 oydan 185 oy almağı nasıl başardı?



{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

BİLGİN ALBERT EINSTEIN, ISRAEL’İN MİLİTARİZE MAFYA OLDUĞUNU ve Birleşmiş Uluslar örgütünden çıkması gereken legalize onayının bulunmadığını AÇIĞA VURDUĞU İÇİN SUİKASTE KURBAN GİTTİ
https://www.youtube.com/watch?v=uIWyg5oMs5M
TV Science-Watch Net Channel’da Cornelia SCHUSTER diyor ki: EINSTEIN fanatik Yahudiler tarafından suikaste uğratılmıştır ve benzer biçimde, bilim adamlarının temizlenmesi prosedürü sürdürülüyor; NWO sistemi budur; bilim adamlarını satın alamıyorsa temizleme sisteminden başka şey değildir!

Militer mafya U$rael, bilim adamlarına karşı “elimination” uygulama teknikleri sıralamasında birinci geliyor; ikinciliği NATO üyeleri alıyor, yani başta Türkiye denilen resmi “demolisation machinery”…
Konuya gelelim; EINSTEIN Yahudi virüsü tarafından katledildi, o devirde medyanın gücü yoktu, haber degeri bile verilmedi…

EINSTEIN, İsrail sürüsünü her zaman kınamıştı; onları "suçsuz yere halkları potansiyel cezalandırma manyakları” olarak anmıştı…

Einstein'ın Anti- Siyonist Mektubu :
Öncelikle gerçeği netçe söyleyelim ki, İsrail Devleti'nin yaratılmasına Yahudi terörist gruplar destek olmuşlardır, resmi kurumlar degil… Israel’in kuruluşu tam anlamıyla onaysızdır; yasadışıdır.. Birleşmiş Uluslar’daki onay belgesinde iki katil devletten başka imza yoktur; saklanılmasın!...
Arap sakinlerinin yurtlarından sürülmesinde İngiliz işgalciler de birinci derecede suçludurlar… Filistin halkına karşı resmen jenosidal elimination (temizleme) uygulanmıştır... Gangster gruplardan en aımasızı Lohamei Herut Yisrael, kurucusu Avraham Stern sonra, Lehi veya Stern Çetesidir.

Bu Yahudi teröristler için mali destek ABD'den geldi . Stern Gang Godfather2larından Shepard RifkinBM Filistin'in once bir bölümünü sonra da ortam uygun gelince kalanını termrle ele geçirdi. Ve Mayıs 1948!’de Israel’i “devlet” diye yutturan, teröristler oldular…

Bir koca dünyayı yanılttılar; dolandırdılar…


Albert Einstein'ın bu mektubu 21 Haziran 2007 tarihinde Sotheby ihaleyle satıldı. Bu 8500 $ artı 1.700 $ komisyon ve 175 $ nakliye ederi tutu. Bir anı belgesi olarak Deir Yassin icra müdürü Daniel McGowan tarafından satın alındı . Bu belgeler, fotoğraflar ve katliamın ses hesaplarını içeren Deir Yassin anı materyalleri, ana arşivlerin bir parçası durumuna gelecektir .
http://forum.prisonplanet.com/index.php?topic=145356.0


SOSYALİST EINSTEIN’A OTOPSİ YAPILMALIYDI
Birleşmiş Uluslar onayı eksik bulunan uyduruk Israel devleti, Talmudian yalanlara dayalı bir militer mafyadır. EINSTEIN göre , bu tür sahtecilik dogma kitaplarında Tanrı ile ilgili hiçbir şey yoktur, genellikle klasik Yahudi yalanlarıdır.. Saudi-siyon manipulatif islam, Yahudaizmin arabesk süsleme versiyonudur… Kuran, yanlışları da ilkel yahudaizmden alan çok kaba bir cahillik örnegidir, özensiz bir kopyadır… Israel, SaudiSiyon Arabistan yönetimini bundan dolayı çok seviyor; kopyası olduğu için…


EINSTEIN’IN GİZLENEN YAZIŞMALARI DÜNYA KAMUOYUNA AÇIKLANSIN ARTIK!
İsrail, teröristler tarafından inşa edilmiştir; mafya üyeleri, kendilerini devlet adamı gibi yutturmuşlardır. TelAviv çetesi, sadist gangsterlerdir ... Bunların yönetimi, terim anlamında da devlet değildir, uluslararası legalite kazanma anlamında da… Bunları EINSTEIN diyordu; o yazıları yılarca saklandı… Israel militarize mafyası kan ve işgal üsütne oturuyor ve kendini dünyaya “devlet”miş gibi yuttururken, medyatik yöntemlerden yararlanıyor; dünyanın medya devleri de beyniyıkanmış fanatik tarikatçı Yahudi çocuklarıdır, profesyonel manipülatörlerdir…
EINSTEIN, Birleşmiş Uluslar Örgütü’nü de ikiyüzlülükle ve resmi dolandırıcılıkla suçluyor; susanların rüşvetçi hırsızlar olduğunu yazıyordu… SUSTURULDU!

Filozof Agneta LÜBECKER diyor ki : Yahudaizm(ve ondan kopya potbori islamlık), iblisin dinidir, çünkü bütün dinlerin iradesine karşı uydurulmuş dindir. Saudi siyonların suçortaklığı ise Yahudaizm, kopyaladıktan sonra kendi tecimsel (ticari) çıkarları doğrultusunda anayasalaştırıp islamlığın kitabı diye uydu ülkelerde enjekte ettirmeleridir…



Birleşmiş Uluslar Örgütü; global rüşvet örgütüdür… SOSYALİST OLDUĞU İÇİN “ELİMİNE” EDİLENLER ve YAKINLARI SUSTURULDULAR.

Fizik doktoru Renata CUSHER diyor ki: *EINSTEIN’ın da tıpkı katledilen diğer barışçılardan Conte Bernadotte gibi, Dag Hammarskjöld gibi katledildiğine inanıyorum. Bugün son ikisinin fanatik Yahudiler tarafından öldürüldüğü artık serbestçe açıklanmağa başlandı. Peki, EINSTEIN’ın otopsi yaptırılmamışlığına neden susuluyor?!*




SOYTARILAR BİLE NOBEL ÖDÜLÜ ALIRKEN SOSYALIST OLAN EINSTEIN AYIRIMCILIĞA UĞRAMIŞTI… Ne ödülü, tersine, bu gerçek bilim adamı, bu sosyalist insan, EINSTEIN katledildi…

Holocaust Endüstrisi açığa vuruldu ve bu nedenle EINSTEIN Nobel - ödülü alamadı; özellikle Nobel komitesi gerçek tavrını ortaya koydu. Gerçekte de satın alınamayan karakterler Nobel alamıyor; Yahudi sermayesinin kirli çizmelerini yalamayanlar Nobel alamıyorlar…


TV Science-Watch Net Channel’da Rebecca DRESDNER diyor ki: *Dinler birbirlerinin kopyası olduğu için, dinselliği ve cimselliği pazarlayan pexevenk şarlatanlar arasında hiçbir fark yoktur ; Yahudilik, daha fazla kanlı fanatizmdir; varsa temelde bir nüans farkı o da bu korkunç kanasusamışlık oranıdır ...*

*****Ve bu nedenle EINSTEIN öldürüldü*****



EINSTEIN da Karl Marx gibi sosyalistti ve o her zaman tam olarak MARX gibi bakıyordu tehlikeye… Globalleşen vicdansız emperyalist tehlike hakkında aynı bakış açısından eleştiriler yazdı, konferanslar verdi.. Dünya kirli servetini elinde tutan tarikatlar, başta elbette Yahudiler, bu iki bilim adamına da nefret duyuyorlardı…



Vehbi ERDEM diyor ki: SUİKASTLER YÜZYILINDA KATLEDİLMEMİŞ KAÇ SOSYALIST VAR; ÖYLEYSE NEDEN EINSTEIN YAŞATILSINDI?!



Sosyolog Prof Carl OLIVIER: *Gerçek bilim gerçek devrimcidir! Gerçekçilik, antisemit devrimin ta kendisidir!*

TV SienceNet Channel’da Helga GRÜNEMEYER diyor ki: *ALBERT EINSTEIN’A, YILMAZ GUNEY’E, AHMET KAYA’YA OTOPSİ YAPILMALIYDI; çünkü ZEHİRLEME BU ÇAGIN SUIKAST SILAHIDIR*






Aziz DOĞAN diyor ki: *Saudi siyon kurnazlar, Yahudilerden kopyaladıkları tozduman masalları, kendi tecimsel (ticari) beklentileriyle pekiştirip dünyaya gerçek islam diniymiş gibi sundular; beyni çalışmayanları günde beş kez ezbelemeyle, onların arasında beyni çalışanlarıysa kılıç zoruyla yani kafalarını kese kese korkunç zulümlerle dize getirdiler. İşte bundan olsa gerek, sahte islamlığı almak zorunda kalmış mazlum halklar da davranışsal sapıklıklarında Yahudilere benziyorlar; özellikle, sahtekarlıkta hırsızlıkta ve barbarlıkta, başka nesi var bu safsata diktatörlüklerinin…*
- Islamist Türkler, terrorist Yahudilere bundan mı çok benziyorlar; ama neden geçinemiyorlar öyleyse…
- Hiçbir harami rakip sevmez de ondan..



{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de bir bilim adamı diyor ki: Bilimi de dolandırıcılığın aracı yapmağı başaran sahte müslüman şebekeler, maskelerini düşürünce şebekler gibi çığlık çığlığa çırpınıyorlar…

Sosyolog Cindy NEWMAN diyor ki: Seçimler yenilensin. Fakat oyların sayımını, Birleşmiş Uluslar Örgütü’nce seçilip görevlendirilen bağımsız sandık gözlemcileri yapsın. Ciddiyim! Çünkü, Türkiye’de yalnızca yönetimdekiler hırsız değil, onların egemen olduğu devlet sisteminin atadığı elemanlar da genellikle kopya karakter, elleri temiz değil. Yoksa padişahlıktan farkı olmayacak, halkın sırtına tüneyen ölünceye dek soy sop orada kalacak; adı da demokrasi diye yutturulacak. TelAviv’deki Ethiopians Genelevi’nin yönetimi böyle bir devlet yönetiminden on kez daha dürüstçedir. Kimse kimseyi aldatmasın; seçimler de hiç olmasın, gücü yeten gücü yetene ORWELL çiftlik sistemi 1984 senaryosu yürürlükte kalsın bari!...

Aziz Nesin diyor ki: Yobaz ülkelerde buluş olmaz




TV ScienceNet kanalında HAARP+NATO yeraltı radyoaktif denemeleri konusunda araştırmacı Jeolog Jessica MILLER diyor ki: Saudi-siyon dinciliğin ve üfürükçülüğün en üstün CV sayıldığı, bakanlarının çoğunluğunun diplomalarının sahte olduğunu artık kendilerinin ele vermekten utanmadıkları bir hırsızlar cumhuriyetinin sözde hükümetinden Soma katliamı hakkında sağlıklı bir açıklama bekliyorsanız sizin de sağlığınız check-up gerektiren noktayı epeyce geçti demektir.


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de düşünür Jean ROSTAND diyor ki: *Birgün atomun enerjisini serbest bırakacağız, gezegenlerarası yolculuklar gerçekleştireceğiz, ömrü uzatıp tüberküloz ve kanseri tedavi edeceğiz ama en düşük düzeyli insanlar tarafından yönetilmiş olmanın gizemini (sırrını) asla çözemeyeceğiz.*

TV konuşmacılarından Burak KARADENİZ diyor ki: *PARANOIDAL KİTLELER YARATMA SANATI ve din denilen beyin-deformatörü haplar OLMASAYDI SAHTE DEMOKRASI BUNCA ZAMAN HER ÜLKEDE TUTUNAMAYACAKTI, ÖZELLİKLE DEMOKRASININ HİÇBİR KURALIYLA BAĞDAŞMAYAN ve asla ILGISI OLMAYAN DINSEL DİKTATÖRLÜKLERDE…*

TV NetSience-2 kanalında konuşanlardan psikolog Asena ANSAY diyor ki: *Kapitalist iktidarlar dinleri destekliyormuş görünerek manipule edip yaygınlaştırdılar, artık gittikçe “ucubeleşen” tapınma çeşnilerini pompaladılar; Tanrı’ya degil kendi ürettikleri safsatalara sarılmak zorundaydılar ve elbette öyle yaptılar; sivil cuntaya dönüşen bir “mind control machinery” olan dinsel ritualleri öylesine dayattılar ki bir noktaya geldi kendileri de paranoyanın parçasına dönüştüler ve salladıkları ayetlere sarıldılar; daha da yoğunlaşmalıydılar, çünkü bilincindeydiler ki yürüttükleri bı sakat demokarsiye kaplsamsal bir baston ayarlamazlarsa sendeleyip düşecek. Bilimcinde olmayan birşey kalıyordu geriye; güdülen sürü; onun da taşıdıgı beynin artık bir hükmğü önemi yoktu; işine yaramadıgında tamamını madenlere toplu gömsen de artık sadece “elhamdüllillah” diyebilecekti; seçenek hakkını çoktan satmakla suç da kendinindi, günah da… Gemileri alan çoktaan Üsküdar’ı geçmişti.*

Adısaklı Shaman Lapon bilgesi der ki: *Zarathustra ve Talmudian New Testament'e bakarsak Kuran ile apaynı tümceler var; yani, Kuran çalıntıdır, Tanrı'nın bulutların üstünde basımevi yok, olsa da, yanlış yanlış masallar uyduracağına tüm hastalıkların ilacını yazamaz mıydı; açıktır ve gülünçtür ki, ayetler de hadisler de bunu tamamlayan kurnazların uydurmalarıdır. Bilim adamları niye Kuran'ı yutanlardan çıkmıyor da, dinsel zehirlenmelere kapılmamış aydın kafalardan çıkıyor, diyenler elbette yanılmıyorlar. İşin ilginci, nerede azıcık zekası olan Arapla konuşursanız, bir şakalaşma sürecinden sonra gerçekçi olabiliyorlar; bakıyorsunuz ki, onlar da işin farkındalar, yalan ve talan endüstrisi olmasa bu sapık teoloji, bugünlere dek ulaşamazdı diyorlar. Sorun nerede düğümleniyor; sorun, cahillerce besleniyor; bunca safsatayı yutanlar, akıldan da yoksun olanlar, kuruyla birlikte yaş'ı da yakıyorlar. Hırsızlığı dinle özdeşleştirenler, en hırsız en utanmaz diktatörleri başlarına iktidar olarak seçiyorlar. Yoksa iktidar niye inançları ticarete ve politikaya soksun ki?! E vet, irdeleme cesareti ve alışkanlığı olmayan ikiayaklı davarlar, seçmen sayılıyorlar onların seçtiği katiller de devlet adamıdır sanılıyorlar... Yahudilik de yavrusu islam da bunun için var; gütmeğe yarar. Kısaca, islam denen emperyalist beyinyıkama endüstrisi, Tanrı'nın gereksinimi olduğu için degil, iktidara elinde tutak isteyen sömürgen keneler için var; NWO'nun ömrünü uzatmak için var, globalize köleliği sürdürmek için var. Başka ne işlevi var; yok! Saudisiyonizm, kendinden farklı olmayan bir Kaballah kültürünü aldı oldu dinı; fakat Asya'daki Avrupa'daki zavallı kabileler ne kafayla bu örümcek ağlarına takıldırlar; ürkünç bir "kendi ayağıyla çukura düşen" avlanma durumu! Hele hele kendine Türk diyen çoğunluk soysuz çingene çekirge sürülerine ne demeli, gelip de arapların dinini aldılar; utanç duymalılar! Başlarına hırsızları sultan yaptılar, yaparlar mıydı çingene olmasalar; hadi o iç çelişkileri fakat çoğunluğu arap yöneticilerinin milli gelirinin milyonda biri olmayan bu kafadan yayalar, şimdi de kendi kıçlarındaki açığı yamayacaklarına, Mekke yollarına dökülüp saudisiyon sömürgenleri daha fazla zengin etmek için yarışıyorlar. Psikolojide bu kendinden kopuşun ilacı nedir, biliyor musunuz; yoktur! Yani İnsan aptal olur da sürüyle mi, olur?! Dua etsinler ki Türküz deyip türkçe de anlamıyorlar, yoksa daha psikiyatristin kapısından çıkmadan toplu intihara kalkarlar...*


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

İNSAN BEYNİ UNUTKANLIKLA VE BANANECİLİKLE İĞDİŞ EDİLEMESEYDİ NE U$A+U$rael’e ne onların paraleli Saudi-siyon hurafe endüstrisine ne de içimizdeki insanhayınlarına yani BOP’çu+dinsel hapçı çanakyalayıcılarına bir milimlik ortam kalırdı...

TV’de Angela NORRIS diyor ki: *Sanmayın ki silah endüstrisi yalnızca en kısa zamanda en çok sayıda insanı yok edecek en iblisçe silahlara yatırım yapar; başka alanlara da girer ve elbette bunu gizleyen örtbas eden rejimlerle kolkola gider. Kitle psikolojisinde en keskin teorileri üreten en vicdansız bilim adamlarını satın alır, yeni yöntemlerle kitlelerin beynini iğdiş eder. Bir düşünür diyor ki; “farkında mısınız; iki büyük dünya savaşı gördü yeryüzü ve özellikle bu uluslararası bombalamaların dumanından sonra bird aha bir deha doğmadı, yeni ilaç türevleri ek maddeleri bulanlar dışında agır hastlalıklara aşı bulan asla olmadı, deha devlet adamları ise hiç mi hiç iktidara taşınmadı.” Sanırım bir noktada ayrılıyoruz; diyorum ki, daha performe tekniklerle donanmış daha çok olanakları elinde tutan daha kıvrak zekalı bilim adamları dogdu; doğuyor ama öte yandan silah endüstrisini elinde tutan ilaç endüstrisini ve paralelinde borsaları elinde tutuyor; bu üç Global Devlet gücünü elinde tutan, bilim ve filim endüstrisini de elinde tutmak istiyor aynı hırsla, ahlaksız sınırsızlıkla. Hayır, yok etmiyorlar artık; Nobel veriyorlar, satın alıyorlar; fosfor silahıyla ışığa bakan herkesi bir anda kör edecek silahtan daha keskinini üretmesi için astronomic aylık veriyorlar; ödül adı altında ömür boyu rüşvet veriyorlar; drone adı altında gece bile yalnızca bedensel ısıdan yerini bulup yok eden pilotsuz uçağımsı uçan bomba fabrikalarını geliştiriyorlar.*
- İstisnası yok mu?
- Var! Saddam HUSSAIN ve Muammar QADDAFI dönemindeki tüm ögretim üyeleri gibi boyun egmeyenler, işgalin ilk aylarında topyekün yok edildiler. Haber vermegi deneyen gazeteciler kazaya uğradılar…
- Yaşamda kalan “survived scientists”?
- Çok güçlü olanlar, simgesel ve bir bakuma kıstırılanlar; olacak o kadar; HAWKINS gibi… Hani, Çin’de birkaç pandaya dokunulmuyor; kafese alınmış hayvan, artık gözü kara ayıyım dese ne yazar…
- Ay’dan sonra uzaya, gerçekten insanlı ve gerçekten bilim adamlı uçuşlar yok olalı 1969’dan bu yana ne eder?! Merih falan ise uzay savaşları dedikleri bilmediğimiz vicdansız projelerin yan pervaneleridir..
- Bence de! Uzay laboratuvarları denilen ve Çin’in Rusya’ya, Rusya’nın USA’ya atmosferden control çalışmalarının emir kumanda kabinlerindeki görevlilerin yüzde doksanı NATO subayıdır; Kuzey Kore’de tamamı askeri pilottur. Bir elinde silah bir elinde teleskop tutan adamın kafasından ne gibi bir bilim senaryosu beklersin!?
- Geriye kalıyor, sistemin satın aldığı karakterler, bilim düşmanları bilim adamı rollerinde…
- Agırlıklı olarak ve kitlelerin uyutulabilirlik oranıyla eşorantlıl olarak, diyebiliriz…
- Bunu kotarmasalar bir tek NATO herşeye yetemeyecekti.
- NATO mu kalırdı?! Amerika Birleşik Canavarlıkları, çoktan ya demokratikleşecekti ya yok olup gidecekti; yok etmegi seçti, global bir tümör gibi dünya bedenindeki rahatsız edici ömrünü uzatmagı becerdi…
- BILDERBERG dosyalarını açabilirsen aç, oku; Freemasonry localarındaki üst derece üyelerin adları arasında Nobel komitesinin tamamı ile NATO şeflerini bulursun.
- Gerçek Global devlet buysa her ülkede dört beş yılda seçimler niye?
- Bilemem! Bir arkadaş diyor ki; arada bir inekler ahırdan açık havaya çıkarılıp kuş seslerini duyduklarında sanırlar ki doğada kuş gibi özgürler; iyi süt verirler, kendilerini güdene daha sadık olurlar…
- İlgisi ne?
- Söylemedi; tren fotografı gösterdi, gitti.



{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de, ”BluffSciences authorities of Islamofascist dicta govt’s” programında konuşanlardan Ferdinand RAMIREZ, medyadan bir kesit gösteriyor ve çevirisini yaparak tüm bilim adamlarının parmak ısırmasına yol açıyor. Nedir, bakalım!

TÜBİTAK şaşırtmadı, bütün tapelere 'montaj' dedi
Red. Haber.Sol.org/ 6 Haziran 2014


Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına bilirkişi raporu gönderen TÜBİTAK, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ve Egemen Bağış'a ait olduğu iddiasıyla internetten yayımlanan ses kayıtlarının "montaj" olduğunu ileri sürdü.
AA'nın haberine göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcısı Durak Çetin, soruşturma kapsamında ses kaydıyla ilgili TÜBİTAK'tan bilirkişi raporu istedi.
'İlginç bir uygulama'
TÜBİTAK ses uzmanı bilirkişilerce hazırlanarak Çetin'e gönderilen raporda, Youtube'dan indirilen ses kaydıyla ilgili, şu sonuçlara ulaşıldığına yer verildi:
"Yapılan spectrum incelemesi sırasında tespit edilen kaydın içinde gözlemlenen çok sayıda çıkıntı, bu kaydın çok sayıda farklı kayıttan yararlanılarak oluşturulmuş bir montaj olduğunu ortaya koymuştu. Montajda dikkat çeken bir husus konuşma bütünlüğünü sağlamak için sadece tüm kelimelerden oluşan bir montajdan farklı olarak, kelimelerin dahi parçalanmış hecelerden oluşturularak, istenen yeni kelimelerin türetilerek ortaya çıkarıldığı ilginç bir uygulama ortaya konmuştur."
Bağış'a da 'montaj' dediler
Eski Avrupa Birliği Bakanı ve Egemen Bağış'ın, gazeteci Metehan Demir ile yaptığı iddia edilen görüşmenin ses kaydına ilişkin soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporunda da kaydın aynı metodlarla montajlandığı ifade edildi. Bağış, kaydın yayımlanmasının ardından avukatı Muhammed Hardalaç aracılığıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak, "ses kaydının kendisine ait olmadığının bulunması, kaydı düzenleyenlerin ve yayınlayanların tespit edilmesi" talebiyle suç duyurusunda bulundu.

http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyas ... beri-93409


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de, bilim adamlarından Hasan ÖZÜDOĞRU diyor ki: SAUDI-SİYON DİNSEL EMPERYALİZM tımarhanesinden, bilimin resmen ayaklar altına alınması ve buna karşı onurlu bakış belgelemesi sunuyoruz…

"Kim dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ederse küfür ve delalete düşmüş olur. Çünkü bu iddia hem Allah’ın, hem Kuran’ın, hem Peygamber’in reddidir. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse ne ala! Aksi takdirde kafir ve dinden dönmüş bir kişi olarak öldürülür… Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazdı. İnsanlar batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batıya kaydığını görürlerdi. Kıble’nin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi."

Suudi Arabistan’ın baş müftülerinden şeyh Abdül Aziz Bin Baz - 1975
Kaynak: “Dünya’nın Sakin, Güneş’in Hareketli Olduğuna ve Gezegenlere Çıkmanın olanaksızlığına dair Akli ve Hissi Deliller” adlı kitabı.


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de, ”Hastalığa karşı olan degil yeni hastalıklar yaratmak için çalışan bilim(!)adamları” programında konuşanlardan Nelly ALVAREZ, medyadan bir kesit gösteriyor ve çevirisini yaparak tüm bilim adamlarının parmak ısırmasına yol açıyor. Nedir, bakalım!

ABD'li bilimcilerin 'tehlikeli deneyi'… Independent'ın ana sayfa manşetinde ABD'de bir bilim insanının gerçekleştirdiği, bir grip virüsüyle ilgili deneyin tüm dünya için son derece tehlikeli olduğunu iddia etti.
Red. AcikGazete.com/ 2-07-2014

Habere göre ABD'deki Wisconsin-Madison Üniversitesi'nden Yoshihiro Kawaoka, 2009 yılında dünyaya yayılarak bir yıl içinde 500 bin kişinin ölümüne neden olan H1N1 grip virüs üzerinde değişiklik yaptı.

2009'da yayılan virüsü dünyanın önemli bir bölümü alt etti ve bugün virüs daha az zararlı, mevsimsel bir grip virüsü olarak ele alınıyor.

Independent, Kawaoka'nın daha önce de grip virüsleri yaratmakla ilgili kışkırtıcı deneyler yaptığını ancak bilim insanlarının bu seferki deneyin çok daha tehlikeli olduğunu belirttiğini yazıyor.

Gazeteye göre geçmişte de bazı deneylerde olduğu gibi yaratılan virüs laboratuar dışına sızabilir ve böyle bir durumda bir felaket yaşanır.

Bilim insanları bu virüsün insanın bağışıklık sistemini savunmasız kılabileceği uyarısını yapıyor.

http://www.acikgazete.com/guncel/2014/0 ... ?aid=55721

+

Bunu daha önce hiç duymamıştım:
*Aydınlık günlere Türkiye?! Sözde boşbakanın sözde üniversite bitirmiş karısı Sare Davutoğlu, tıp alanında fetva bekleyen sorunların olduğunu, bunun da Islam universiteleri ve Tıp Fakültelerinin açılmasıyla çözümleneceğini savunuyor. Ortaçag karanlığına ve şeriat empoze edilen medrese modeline hayranlığını gizlemeyen bayan Davutoğlu aynı zamanda kürtaj karşıtı projenin de yöneticilerinden.*

*Yazık, Türkiye, bilimde, sanatta ve felsefede Çingenelerin anayurdundan daha aşağılık bir düzeye düşürüldü; varsa yoksa hırsızlıkları ve katillikleri saudisiyon bir dincilikle örtmeğe çalışmak, safsata, hurafe, beyinyıkama; kutsal maskeli ahlaksızlıklarla gündemi doldurmak… Şükretsinler ki İslamlıkta utanma kavramı yok!..*


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\

https://www.youtube.com/watch?v=_mp2ZsEYz-8#t=10


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de, bilim adamlarından Aziz DOĞAN diyor ki: *irticacıların Allah’a (yalana dolana hurafeye örümcek kafalara) bıraktıkları felç konusunda bilim, umut verici gelişmeler muştuladı*; medyadan kesitler sunuyoruz… Çok iyi bakalım!
Red. Haber.Sol.org/ Ayça Karnap 2 October 2014

Felçli fareler yürütüldü, sıra insanlarda

Araştırmacılar felçli fareleri yürütmeyi başardılar. İnsanlar için ise 2015 yazında deneylere başlanabileceğini söylüyorlar.
İnsan vücudu hareket etmek için elektriğe ihtiyaç duyar. Beynimizden çıkan anlık elektriksel akım 30 watt kadardır. Sinir sistemi devresi bozulduğunda, bu elektrik sinyallerinin iletilmesi de aksar. Bu durum da çoğunlukla felç gibi büyük sinirsel sorunlara yol açar.
Sinir sisteminin uyarılmasının bu gibi sinir sistemi bozukluklarının düzeltilmesinde işe yaradığı biliniyor. Örneğin Parkinson hastalığındaki titremelerin düzeltilmesi için beynin belirli bölgelerine sinyaller gönderiliyor. Kol veya bacağı kesilmiş insanlarda, kaybedilen uzvun dokunma duyusunu yerine getirmek için de elektrik sinyalleriyle sinirler uyarılabiliyor. Omurganın kısmi hasarında da yine elektriksel uyarı kullanılarak hareket kontrolü yenilenebiliyor.
Tamamen felçli bir durumdan, yürümenin tekrar kazandırılması konusu ise bu çalışmalara yeni bir yön kazandırdı. Şimdiye kadar olan çalışmalarda, hasarlı omurganın elektriksel uyarımı her uyarı tek tek el ile verilerek gerçekleştiriliyordu. Ancak çalışmada söylendiği şekilde, bunun yürümeye yardımcı olmadığı biliniyor.
Araştırmacılar, tam bir yürüme için bir algoritma geliştirdiler. Felçli bir farede, hasarlı omurganın tekrar doğal şekilde yürümeyi sağlayabilmesi için aktive edilebilecegini ve uyarılabileceğini gösterdiler. Yaptıkları çalışmada fareyi uzaktan kumanda aracılığı ile ileri yürütmeyi kontrol ettiklerini açıkladılar.
Sıçanların omurgalarının hasar gören yerinden aşağısına cerrahi yöntemle esnek elektrotlar yerleştirildi. Bu elektrotlardan gönderilen elektrik akımı omurgayı uyarmayı başardı. Yapılan gözlemlerle ne kadar yüksek frekanslı elektrik verilirse farenin de ayağını o kadar yukarı kaldırdığı görüldü. Düzeltmelerle farenin doğal yürüyüş desenini uygulayacak şekilde elektriksel uyarılar gönderildi.
Sonuçta, felçli vücudu tekrar yüyütebilecek kapalı bir sistem geliştirildi. Ve çalışmayı yürütenler bu sistemin insanlar için de uygulanabileceğini ve muhtemelen 2015 yazında klinik deneylerin başlayacağını söylüyorlar.
Kaynak:
http://motherboard.vice.com/read/this-d ... re-planned
http://www.eurekalert.org/pub_releases/ ... 092114.php
http://stm.sciencemag.org/content/6/255/255ra133

http://bilimsol.org/bilimsol/norobilim/ ... insanlarda

Ìlgili media fakta film links:
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95652
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95654


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\

https://www.youtube.com/watch?v=w_KKyjN5q0c


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriliyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de, bilim adamlarından Vehbi ERDEM diyor ki: *irticacıların, bilimin aydınlığını çamurla sıvayıp kürsüleri ve laboratuarları Allah’a (yalana dolana hurafeye örümcek kafalara) bırakmağı başardığını görüyoruz; ne yazık ki, varılan nokta çok korkunç, akıldışı ve çok ayıplı bir çıkmazdır… Bunun vebali, dinci kinci akreplere mevzileri terk etmeninin ağır suçu, duyarsız kalan cahil halk sürüsünün boynundadır…*

Rennan PEKÜNLÜ Hoca son dersine giriyor
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rennan Pekünlü, 27 Kasım Perşembe günü “Evren ve Evrim” konulu son dersini verdikten sonra Foça açık cezaevine gidecek.
Red. Haber.Sol.org/ 24 Kasım 2014

Prof. Dr. Rennan Pekünlü, 27 Kasım Perşembe günü saat 10.00’da Bornova Büyük Park içinde yer alan Evlendirme Dairesi’nde “Evren ve Evrim” konulu son dersini verecek, aynı gün öğleden sonra da Foça Açık Cezaevi’ne teslim olacak.

AİHM KARARI BEKLENİYOR
Kısa adı EGÖDER olan Ege Öğretim Elemanları Derneği adına bir açıklama yapan Prof. Dr. Can Ceylan, “Ege Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Rennan Pekünlü, görevi sırasında türbanlı bir öğrencinin eğitim ve öğretim hakkını engellemek suçlaması ile yargılanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılmış ve cezası Yargıtay tarafından onanmıştır. Pekünlü’nün daha sonra anayasaya aykırılık ve adil yargılanma hakkının engellendiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı itiraz başvurusu da kabul edilmemiştir. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine AİHM’ne başvurulmuş, ancak karar henüz çıkmamıştır. Geldiğimiz noktada Rennan Pekünlü 4 ay 10 günlük cezasını çekmek üzere 27 Kasım Perşembe günü cezaevine girecektir. Laik cumhuriyete yürekten bağlı akademisyenler olarak Prof. Dr. Rennan Pekünlü hakkında verilen mahkumiyet infazının, şikayetçi öğrencinin hak kaybına uğramadığını gösteren yeni kanıtlar doğrultusunda, tedbiren ve acilen durdurulmasını, yargılamanın adil koşullarda yeniden yapılmasını talep ediyor ve bekliyoruz” dedi.

ÖĞRENCİLERİ SON DERSE ÇAĞIRDI
Rennan hocanın öğrencileri, kamuoyunu Prof. Pekünlü’nün cezaevine girmeden önce gerçekleştireceği son derse davet etti. Yapılan açıklamada, “Rennan Pekünlü hocamız, AKP'nin gerici operasyonunun bir parçası olarak yürütülen hukuksuz dava süreci sonunda 2 yıl 1 ay hapse mahkum edildi. Hayatı aydınlanma mücadelesiyle geçen Rennan Pekünlü, 27 Kasım Perşembe günü 10:00'da Bornova Büyük Park Evlendirme Dairesi'nde "Evren ve Evrim" konulu son dersini verecek. Öğrencileri de yanında olacak. Hem hayatı boyunca taşıdığı aydınlanma kavgasına omuz vermekten, hem de Rennan hocanın özgürlüğü için mücadele vermekten hiç bir zaman vazgeçmeyeceğiz.

Bütün arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi ve velilerimizi 27 Kasım Perşembe 09:30'da Küçük Park’ta buluşup Rennan hocanın son dersine katılmaya çağırıyoruz” denildi.

http://haber.sol.org.tr/turkiye/rennan- ... yor-101510

Mustafa Kemal diyor ki: *Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız bilimin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki bilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette bilim ve fennin içinde bulunmak değildir.*

Ìlgili media fakta film links:
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95652
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95654


{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

TV’de, bilim adamlarından Vehbi ERDEM diyor ki: *irticacıların, bilimin aydınlığını çamurla sıvayıp kürsüleri ve laboratuarları Allah’a (yalana dolana hurafeye örümcek kafalara) bırakmağı başardığını görüyoruz; ne yazık ki, varılan nokta çok korkunç, akıldışı ve çok ayıplı bir çıkmazdır… Bunun vebali, dinci kinci akreplere mevzileri terk etmeninin ağır suçu, duyarsız kalan cahil halk sürüsünün boynundadır…*
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

LAİKLİK KARARI KALDIRILDI
CagdasSes.com/ Mahsun FİDAN 11.Adust. 2013
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından ikinci kez atanan EÜ Rektörü Prof. Dr. Candeğer Yılmaz’ın siteden “laiklik” kararını kaldırtması dikkat çekti.
Ege Üniversitesi’nin (EÜ) resmi internet sayfasında yer alan “Senato Kararları” bölümünde 2009’dan önceki kararlar kaldırıldı. Kaldırılanlar arasında yer alan 7 Şubat 2008 tarihli karar, adeta bir laiklik bildirgesi gibi. Önceki Rektör Prof. Ülkü Bayındır zamanında alınan 7 Şubat 2008 tarihli ve 4 numaralı kararda şu cümleler dikkat çekiyor: “Ne kadar kutsal olursa olsun, inançların tesiri altındaki kafalar, ne özgür, ne de özerktirler.
Yurt Gazetesi’nin haberine göre, Bu yüzden Ege Üniversitesi Senatosu türbanı bir özgürlük göstergesi olarak görmemektedir. Laiklik ilkesine zarar verici uygulamalara girişmek ve türbanı yasallaştırmak, tüm İslam dünyasında kadınların özgürleşmesi için çaba harcayan milyonlarca genç Müslüman kadının modellerini ellerinden almak olacaktır.
Ege Üniversitesi Senatosu laikliği, dini inançların ve özgürlüğün teminatı olarak görmektedir. Bu görüşlerinin ışığında, yasama organının değerli üyelerini konu üzerinde bir kez daha düşünmeye ve çağdaş bir ülke olma idealini zedeleyecek Anayasa teklifini geri çekmeye davet etmektedir.”
'ARADIĞINIZ SAYFA BULUNAMADI'
EÜ’nün resmi internet sayfasındaki Senato Kararları bölümünü tıklayanlar, 7 Temmuz 2009’dan önceki kararları göremiyor. Bu kararlara ulaşmak isteyenler bilgisayar ekranında “404 Neyi aramıştınız? Üzgünüz, aradığınız sayfa bulunamadı. Ana sayfamıza dönmek için tıklayınız” uyarısıyla karşılaşıyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından ikinci kez atanan EÜ Rektörü Prof. Dr. Candeğer Yılmaz’ın siteden “laiklik” kararını kaldırtması dikkat çekti.
Türbanlı öğrencilere yasaları hatırlatıp tutanak tuttuğu gerekçesiyle 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılan ve bu cezası Yargıtay’ca onanan Prof. Dr. Rennan Pekünlü’yü savunamayan Rektör Yılmaz’ın eski senato kararlarını resmi siteden kaldırtması, öğretim üyelerinin de tepkisine yol açtı.

http://arsiv.cagdasses.com/haber/3688-g ... rildi.html

Ìlgili media fakta film links:
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95652
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95654

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
https://www.youtube.com/watch?v=fgNhC-32DAU
*Fikri Işık'a Rennan Pekünlü protestosu*
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Boğaziçi Üniversitesi’nde katıldığı programda konuşma yaparken, öğrenciler tarafından protesto edildi.
Red. Haber.Sol.org/ 9 Aralık 2014
Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Sürdürülebilir Üretim Sempozyumu’na katılan Fikri Işık’ın konuşması sırasında salonda ayağa kalkan bir öğrenci, “AKP’nin bilimle alakası yok. AKP’yi protesto ediyoruz” diye bağırdı.
Daha sonra ayağa kalkan diğer öğrenciler de İzmir Ege Üniversitesi'nde, türbanlı öğrencilerin şikayeti üzerine “Öğrenim özgürlüğünü engellediği" gerekçesiyle aldığı 2 yıl 1 aylık cezası Yargıtay tarafından onanan ve cezaevine giren Prof. Dr. Renan Pekünlü’ye destek için, “Renan hoca yalnız değildir” diye slogan attı.

http://haber.sol.org.tr/turkiye/fikri-i ... osu-102657

Ìlgili media fakta film links:
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95652
http://www.fido7.net/cgi-bin/forumm.fpl ... &num=95654

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

İskoçya'da, tıp tarihinde ilk kez organ yetiştirildi. Biz ne tartışacağız peki? "O organ caiz mi değil mi? Kadına takılır mı, takılmaz mı?!." Gerizekalı vicdansız köleci feodal arapların Kabe denilen put kalıntısı yıkılsın mı yıkılmasın mı?!

Çilem Aslan Nerde yetişmiş? Saksıda falansa kullanılan gübre domuz gübresi mi? Öyleyse haramdır.



İlk kez 'tümüyle yeni' bir organ yetiştirildi
James Gallagher
BBC Sağlık ve Bilim Muhabiri

İskoçya'da ilk kez, bir hayvanın gövdesinde, tümüyle yeni bir organ yetiştirildiği açıklandı.
Nature Cell Biology dergisinde yayımlanan habere göre, fare gövdesine nakledilen bir grup hücre, bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olan timüs bezine dönüştü.
Organ nakillerinde yeni seçeneklere kapı açabileceği belirtilen bulguların umut verici olduğu belirtilmekle birlikte, insan vücudundaki tedavilerde uygulanabilmesi için daha uzun yıllar geçmesi gerektiği kaydedildi.
Timüs bezi, kalbin yakınında yer alıyor ve hastalıkla savaşan bağışıklık sisteminin bir parçası olan T hücre üretiyor.
Edinburg Üniversitesi Rejeneratif Tıp Merkezi'ndeki araştırmacılar, çalışmalarına bir fare cenininden aldıkları hücrelerle başladı.
Bu hücreler genetiksel olarak "yeniden programlandı" ve timüs bezinde bulunan türde hücreye dönüşmeye başladı. Bu hücrelere diğer destekleyici nitelikli hücreler eklendi ve farelerin gövdelerinin içine yerleştirildi.
Hücreler, farelerin içinde, işlevsel timüs bezlerine dönüştü.
Geçen yıl da, laboratuvarda yetiştirilen insan beyni 9 haftalık bir ceninin boyutlarına ulaşmıştı.
Çok daha basit bir organ olan timüs bezi, yürütülen bu deneylerde tamamiyle işlevini yerine getirebilen boyuta ulaştı.

Araştırma ekibinde yer alan Prof. Clare Blackburn, ekibin, elde ettiği sonucu farkettiğinde büyük bir heyecan yaşadığını kaydetti.
Prof. Blackburn, BBC'ye verdiği mülakatta, "Son derece basit bir yöntemle yeniden programlanan hücreleri, tam anlamıyla işlevini yerine getirebilen eksiksiz bir organa dönüştürebilmemiz, bizim için tam bir sürpriz oldu. Bu çok heyecan verici bir gelişme. Rejeneratif tıp alanında da çok umut verici bir adım." dedi.
Bu çalışmanın ilik nakline ihtiyaç duyan hastalar veya doğuştan itibaren timüs bezleri çalışmayan çocuklar için yararlı olabileceği kaydediliyor.
Timüs bezi yaşlanmayla küçüldüğü ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açtığı için, timüs bezinin güçlendirilmesinin yaşlı hastalar için de yarar sağlayabileceği belirtiliyor.
Ancak bu araştırmanın, hayvanlar üzerindeki çalışmalardan hastane ortamına taşınması önünde çeşitli engeller var.
Şimdiki yöntemde cenin kullanılıyor. Bu da, geliştirilen timüs bezinin, hastanın kendi dokusuyla aynı olmayacağı anlamına geliyor.
Araştırmacıların ayrıca, nakledilen hücrelerin kontrol dışı büyüyerek kanser tehlikesi yaratmayacağından emin olmaları gerekiyor.
26/08/2014

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\

https://www.youtube.com/watch?v=WWPGAZ8g614
https://www.youtube.com/watch?v=NXxv0k7A_mk#t=57
TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*
TÜBİTAK’ta işçi olarak çalışırken bir anda kurumun en etkili ikinci koltuğuna yani Genel Sekreterliğe atanan Arif Koyuncu, yeni satın aldığı evi kurum personeline tadilat ettirdi.
http://www.taraf.com.tr/politika/tubita ... -yaptirdi/#


Sarıkamış’tan Artist Kemal diyor ki: *Bilim düşmanı egemenler, bağımsız ve onurlu bilim adamlarını asla sevmezler, fişlerler, dışlarlar, elimine ederler… Yine başarılı olamazlarsa, ignore ederler, emeğini ve yapıtlarını yokumsarlar, hatta o insana verilmiş beratları ve nişanları çalmaktan bile utanmazlar… Örnek mi; en bilineniyle başlayalm; buyurun bakın ve parmaklarınızı ısırın! İlber Ortaylı'ya karşı büyük ayıp: Dışişleri, aldığı devlet nişanlarını kaybetmiş… Fransa ve Rusya gibi 4 ülkeden aldığı Devlet nişanlarını kaybeden Dışişleri bakanlığı “Kaybettik üzgünüz” gibi çocukça bir yazı göndermiş İlber Ortaylı'ya…*
Çorum’dan Dr. Gülay DERMAN diyor ki: *Siyonizm denilince bilim düşmanı judaik fanatizm anlaşılıyorsa eksiktir; Talmudian dogmatizmi kopyalayan islamofaşizm de aynı derecede körleşmedir, aynı katılıkta siyonizmdir. Maazallah eczaneleri de yakardı bunlar kendileri hasta olmasalar; eh, buna da şükür, elhamdulillah; aydınlığın düşmanlarının maşaları Allah, yani gerçekten Maşa Allah!*

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\

https://www.youtube.com/watch?v=h4ajcxCUhLQ
https://www.youtube.com/watch?v=AiyCqApGl74#t=186
TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!

*ASELSAN’da bağımsız bilim adamları neden ardı ardına bilinmeyen kazalarla yok oluyor da TÜBİTAK’taki bağımlı filim adamlarının aylıkları neden bilinmeyen gerekçelerle arttırılıyor; sorgulayacak bir halk insiyatifi ağırlığı bulunmayan tımarhanedeyiz ne yazık ki...*

ASELSAN mühendislerinden Erdem Uğur'un ölümüyle ilgili hazırlanan ön raporda ölüm sebebi "gaz zehirlenmesi" olarak belirtildi

Polis, intihardan şüphelenmişti.
Red. Odatv.com/ 17.01.2015
ASELSAN mühendislerinden Erdem Uğur, evinde ölü bulunmuştu. Bugün Erdem Uğur’un ölümü ile ilgili ön rapor açıklandı. Açıklanan ön raporda Uğur’un, “gaz zehirlenmesinden öldüğü”belirtildi.
Ankara Keçiören Adli Tıp Kurumu, ASELSAN mühendisi Erdem Uğur'un ölümüyle ilgili ön raporunu tamamladı. Alkol ve uyuşturucu almadığı belirlenen mühendisin vücudunda darp izine rastlanmadı. Polis, intihardan şüphelenmişti.
Polisler Erdem Uğur'un dairesine girdiğinde 'Dikkat gaz açık' yazılı bir uyarı notuyla karşılaştı. Uğur'un yanında mutfak tüpü buldu. Polisler, tüpün hortumunun da yatağın içinde olduğunu kaydetti.
"OĞLUM BENİM SANA DOYAMADIK"
Erdem Uğur, kılınan öğle namazı ardından, gözyaşları arasında Bornova Mezarlığı'nda toprağa verildi.
İş arkadaşlarına cep telefonu ile mesaj gönderen Erdem Uğur, rahatsız olduğunu ve işe gelemeyeceğini söyledi. Daha sonra, manyetik alan konusunda uzman olan İzmirli ve bekar olan mühendis Erdem Uğur'dan haber alamayan arkadaşları, durumunu öğrenmek için önceki gün Çankaya Cebeci Mahallesi'ndeki evine geldi. Kapıyı çalan arkadaşları içerden ses gelmeyince durumu polise bildirdi. Polisler, Erdem Uğur'un dairesine girdiğinde 'Dikkat gaz açık' yazılı bir uyarı notuyla karşılaştı. Uğur, yanında mutfak tüpü, tüpün hortumu da yatağın içindeyken ölü halde buldu. Yapılan inceleme ardından mühendis Erdem Uğur'un cenazesi savcının talimatıyla Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Polis, olayla ilgili soruşturma başlattı.
Polis, Uğur'un yanında bulunan mutfak tüpünü 2 gün önce telefonla sipariş ettiğini belirledi, dosyaya 'İntihar' notu düşülürken, tüm olasılıkları araştırmak için Uğur'un cep telefonu kayıtlarını da incelemeye aldı. Mühendisin cenazesi, otopsi ardından toprağa verilmek üzere İzmir'e götürüldü. Uğur'un ailesi genç mühendisin kısa süre önce Ankara'da aldığı eve taşınmayı planladığını anlattırken, olayın aydınlanması için suç duyurusunda bulundu.
Ankara Keçiören Adli Tıp Kurumu, Aselsan mühendisi Erdem Uğur'un ölümüyle ilgili ön raporu tamamladı. Alkol ve uyuşturucu almadığı belirlenen mühendisin vücudunda darp izine rastlanmadığı, "Gaz zehirlenmesinden öldüğü saptanmıştır" denildi.
Ailesi tarafından cenazesi alınan Erdem Uğur, için bugün Bayraklı Manavkuyu Camii'nde öğle namazıın ardından cenaze töreni düzenlendi. Cenaze namazına Bornova Belediye Başkanı Olgun Atilla, mühendisin yakınları, iş ve okul arkadaşları katıldı. Ayakta, yakınlarının desteğiyle güçlükle durabilen baba Sezai Uğur, oğlunun tabutunun başında dua edip, "Oğlum benim. Sana doyamadık" diye gözyaşı döktü.
Uğur'un, Gediz Üniversitesi'nde Elektrik Elektronik Mühendisliği okuyan kız kardeşi Meltem Uğur da kısa bir süre tabutun başına gelip, dua etti. Erdem Uğur'un arkadaşları ise intiharı gerektiren bir neden olmadığını, herkes tarafından sevilen biri olduğunu, hayat dolu bir insan olduğunu söyledi.
Kılınan cenaze namazında kadınlar da erkeklerle birlikte ön saflarda yer tuttu. Evin önünde cenaze arabasının gelmesini bekleyen ve 3 günden bu yana sakinleştirici iğneyle, yakınları tarafından destekle ayakta durabilen anne Ferdane Uğur, "Oğlum Erdem" diye seslendi. Erdem Uğur, gözyaşları arasında Bornova Mezarlığı'nda toprağa verildi.
ERDEM UĞUR’UN ÖLÜMÜ MECLİS’E TAŞINDI
Uğur'un ölümünü Meclis'e taşıyan ve Başbakan Davutoğlu'na yönelik soru önergesinde, "Erdem Uğur'un ölümü şüpheli midir?" diye soran CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, kurumda daha önceki şüpheli ölümleri de hatırlatarak "Ölüm sebepleri nelerdir?" sorusuna da yanıt istedi. ASELSAN yetkilileri kurumda 5 bin kişinin çalıştığını ve 2007'den bu yana bir psikologun tam zamanlı görev yaptığını belirtiyor. Kurum içi spor ve sanat kulüpleriyle de personelin sosyalleşmesi hedefleniyor.
BTK DA İNCELEMİŞTİ
ASELSAN'daki 4 ölüme ilişkin spekülasyonlar üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulu (BTK) da inceleme yapmıştı. Kurul "intihar" sonucuna varmış ancak mühendislerin zihin kontrol yöntemiyle psikolojileri bozularak intihara sürüklenmiş olabilecekleri değerlendirmesine yer verilmişti.
ÖLÜMÜ ŞÜPHELİ OLAN DİĞER ASELSAN MÜHENDİSLERİ
Hüseyin Başbilen 7 Ağustos 2006’da aracında boğazı ve bileği kesilmiş halde bulunmuş, 17 Ocak 2007’de ise yine ASELSAN’da görevli mühendis Halim Ünal’ın kafasına isabet eden tek kurşunla öldüğü haberi gazetelere yansımıştı. 9 gün sonra bir başka ASELSAN çalışanı olan Mühendis Evrim Yançeken oturduğu binanın altıncı katından düşerek hayatını kaybetmişti. ODTÜ mezunu üç mühendisin önemli askeri projeler üzerinde çalıştıkları ve bu nedenle öldürüldükleri iddia edilmişti.
Yaklaşık 10 ay sonra 9 Ekim 2007’de de yazılım mühendisi Burhanettin Volkan, askerliğini yaparken nöbetçi silahı ile intihar etmişti. Askere gitmeden önce psikolojik tedavi görmeye başlayan Volkan, vatani görevini yaparken evlenmiş ve dünya evine gireli henüz 40 gün olmuştu.
26 Ocak 2013'te ASELSAN Akyurt Tesisleri’nde mikroelektronik güdüm ve elektro-optik grubu projelerde çalışan Hakan Öksüz trafik kazasında yaşamını yitirdi. Öksüz'ün kullandığı aracın kontrolden çıkarak şehir merkezi sapağında bariyerlere çarptığı ve daha sonra takla attığı ortaya çıkmıştı. Kazanın ardından olay yerinde Hakan Öksüz’ün kimliğinin, cüzdanının, hatta cep telefonunun dahi bulunmaması akıllarda soru işaretleri bırakmıştı.
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\

https://www.youtube.com/watch?v=OpvR2Tyo3-E
TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!

Rennan Pekünlü'ye adalet!
Türkiye’nin Galileo’si Profesör Doktor Rennan Pekünlü hakkındaki ikinci türban davası bugün görüldü. Yüzlerce yurttaş bilime özgürlük için adliyedeydi. 12 yıl hapsi istenen Pekünlü'nün duruşması 7 Mayıs'a ertelendi.
5 Şubat 2015
Anayasa Mahkemesi kararını uyguladığı için aylardır cezaevinde tutulan Profesör Doktor Rennan Pekünlü hakkında açılan ikinci türban davasını ilk duruşması görüldü.

Anayasa Mahkemesi kararlarını uyguladığı halde yargılanan Pekünlü'nün duruşması İzmir Bayraklı Adliyesi’nde yapıldı.

Pekünlü duruşmaya katılmadı. Ancak yüzlerce yurttaş Türkiye'nin Galileo'si için adliyedeydi.

Yurttaşlar duruşma başlamadan önce adliye önünde toplandı. İşçi Partisi eyleme üst düzey katılım gösterdi.
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Koray: Rennan hocanın özgür olması demek Türkiye’deki tüm yurttaşların özgür olması demektir. Bunun için mücadeleye devam edeceğiz.

Sanatçılar Birliği Sözcüsü Ataol Behramoğlu Pekünlü'ye bir mesajla seslendi. Mesajı Ege Öğretim Elemanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Can Ceylan okudu.
"Pekünlü’nün mahkumiyeti hepimizin utancıdır"

Pekünlü için biraraya gelen kitle örgütü temsilcileri, Pekünlü için mücadele vurgusu yaptı.
Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı Canan Arıtman: Gelin vatanın üstündeki bu kara bulutları dağıtalım. Gelin laik cumhuriyetin bayrağını buradan göndere çekelim.

Avukatlar da cüppelerini Pekünlü için giydi.
TGB'li gençler, Foça Cezaevinde tutuklu olan Rennan Hocalarını yanlız bırakmadı.

Duruşmayı CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan da izledi.

Tezcan'ın konuşması sırasında ortalık bir anda gerildi. CHP üyesi olan Profesör Doktor Kayhan Kantarlı, CHP'nin Pekünlü olayına duyarsız kalmasına tepki gösterdi.

Hakim Süleyman Çekilmez, mahkemenin iş yoğunluğu ve fiziki şartların yetersizliği nedeniyle duruşmayı 7 Mayıs'a erteledi.

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/re ... 48876.html
*Laiklik budanırken CHP ağaları "umre'ye gitmiştik" numarasıyla Arap sübyancı oğlancı gecekulüplerinde masaj ve söylemesi ayıptır XXX yaptırarak "fazla mesai harcırahını maaşlarına ekletiyorlardı... Ve asla raslantı değildir ki sahte laikliğin sahtexar partisinde bir tek bilim adamı yoktur; varsa yoksa demagoji makinaları, "mübarek"ler; hüsn-ü mübarekler hem de!*

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
Suudi imam: “Dünya dönmüyor!”
Suudi Arabistanlı imam Şeyh Bender El Hayberi, dünyanın dönmediğini söyleyip, "Eğer dünya dönüyorsa bir uçak havada durduğunda Çin'in uçağa doğru gelmesi gerekmez miydi?" diye sordu.
Red. Haber.Sol.org/ 17 Şubat 2015

El Cezire Türk'ün haberine göre, bir panelde öğrencilerin dünyanın sabit olup olmadığı yönündeki sorusunu yanıtlayan El Hayberi, “Dünya sabittir. Hareket etmiyor” dedi. İmam, dünyanın dönmediği yönündeki fikrini, önündeki plastik su bardağıyla açıklamaya çalışırken “Bir kere bakalım, biz neredeyiz? Diyelim ki Serce havalanından uçakla Çin’e gidiyoruz. Dünya dönüyor dediniz değil mi? Peki bana odaklanın şimdi, bu (su paketini gösteriyor) dünya. Eğer dünya dönüyorsa uçak havada durduğunda Çin'in uçağa doğru gelmesi gerekmez mi? Doğru mu yanlış mı? Eğer dünya aksi yönde dönseydi bu sefer de uçak asla Çin’e ulaşamazdı. Çünkü Çin de uçak gibi dönüyor olacaktı” dedi.
'ALLAH İYİLİĞİNİ VERSİN'
Videonun Youtube’a yüklenmesiyle birlikte sosyal medyada Arapça olarak "#cleric_rejects_rotation_of_Earth" (İmam dünyanın döndüğünü reddediyor) hashtag’iyle tweetler atıldı. Birtwitter kullanıcısının “Ne büyük tesadüf, tam da Galileo’nun doğum gününde böyle bir şey oluyor” mesajı vererek, 'Ama yine de dönüyor' diyerek ortaçağda engizisyon tarafından hapse atılan ünlü gökbilimciyi hatırlattı. Başka twitter kullanıcıları da dünyanın güneş etrafında döndüğünü çocukların anlayacağı görsellikte bilimsel olarak anlatan videolar paylaştı. Bir kullanıcı ise “Allah iyiliğini versin” yorumunu yaptı.
Suudi imam akıllara, "Dikkat Şahan Çıkabilir" skeçlerindeki "C. Sinan Sağıroğlu" karakterini getirdi.
Yorumlardan seçmeler:
Hasan Basri TARSUSLU diyor ki: *Bir devenin bir sübyancı arap ölünce ardından dile gelip ağlaya ağlaya bozlak ve uzun hava türküler okuduğuna inanan beyniyıkanmış hafızlar, bu dünya dönmüyor diyen deveye de inanırlar; hiç kuşkunuz olmasın!*


http://haber.sol.org.tr/dunya/suudi-ima ... yor-107931

{(*`..´*)\ {(*`..´*)\ {(*`..´*)\


TV Science-Watch Net Channel’da bir bilim adamı diyor ki: Yansız önyargısız yardakçısız tasmasız tam bagımsız Hümanist Bilim kurtaracak insanlıgın gelecegini... Ve medyadan bir kesit gösteriyor; özenle izleyelim!
*Anımsayalım; ayrımsayalım!*


Kapamadan önce, bir dinlendirici bilgilendirici net anımsatma; lütfen, tıklayınız, dinleyiniz; karşınızda cesuryürek bagımsız kahraman aydınlar var:
Burası, RENSE & DAVID DUKE RADIO+TV arşivi
http://www.renseradioarchives.com/dduke/
<embed src="http://www.davidduke.com/mp3/dukeradio060519.mp3" autostart="true" width="144" height="72" style="background-color:inherit">
http://www.davidduke.com/mp3/dukeradio060519. mp3
http://www.davidduke.com/mp3/audiomyawa ... ter19radio. mp3
http://www.davidduke.com/mp3/audiomyawa ... ter19radio. mp3 (please, write "mp3", just after the point!)
http://mediaarchives.gsradio.net/dduke/051112. mp3
http://rense.gsradio.net:8080/rense/livefeeds/16k.asx

https://sphotos-a.xx.fbcdn.net/hphotos- ... 7171_n.jpg



Sarıkoza grubundaki anti-siyonist aydınlara teşekkürlerimizle; yıllardır izleyenlerini aydınlatma çabası gösteriyorlar; bravo böyle özverili insanlara!

https://fbcdn-sphotos-e-a.akamaihd.net/ ... 7557_n.jpg
http://www.youtube.com/watch?v=CL8MJb4fsLk&gl=GB
NWO emperyalizmi altındaki halklar inim inim inliyorlar; sorun, özünde bu'dur ve tek tümcede ancak böylesine net betimlenebilir (tasvir edilebilir)... Algılayabilene!

Moderatör: Ağzına sağlık kardeş!



{(*`.,´*)\








Quote
Share